Alışmak, sevmekten daha zor geliyor: Enflasyona alıştık mı?
Enflasyon, her zaman sadece rakamlar olmayabilir. Duygulara dönüşen enflasyonda daha tehlikeli olan da o duygunun yavaş yavaş kaybolması olabilir. Çünkü insan en çok “sürekliliği” olan şeylere alışır.
Türkiye’de son dönemde olanlar da bu tabloyu bilindik kılmaya başlıyor. Fiyatlar artıyor ama şaşırmıyoruz. Zam geliyor ama konuşmuyoruz. Hatta çoğu zaman “beklentiler” gerçekleşiyor.
İşte kırılma da tam olarak burada başlıyor. Dün açıklanan veriler bu hissin altını rakamlarla dolduruyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Nisan 2026 beklenti anketine göre:
-Piyasa katılımcılarının enflasyon beklentisi yüzde 23,39
-Reel sektörün beklentisi yüzde 33,70
-Hane halkının beklentisi ise yüzde 51,56 oldu.
Vatandaş için enflasyon artık yüzde 50’nin üzerinde “yeni normalde” yer aldı.
Daha da çarpıcı olan önümüzdeki 12 ayda enflasyonun düşeceğini düşünenlerin oranı sadece yüzde 14,57 oldu.
Beklentiler sadece, teknik veri değil, eşik değere de dönüşüyor.
Artık toplumun büyük bölümü için mesele enflasyonun düşüp düşmeyeceği olmaktan çıkarak “ne kadar yüksek kalacağı” sorunsalına dönüşüyor. Bu değişim sadece beklentilerin ardından davranışlarda da kendini gösteriyor.
Hanehalkı anketinde yatırım tercihlerine de bakılınca tablo netleşiyor. “Altın alırım” diyenler 6,4 puan düşerek yüzde 48,8’e geriliyor. “Gayrimenkul alırım” diyenler 4,9 puan artarak yüzde 33,4’e çıkıyor.
Küçük gibi görünen değişimler aslında büyük bir hikâye anlatıyor.
İnsanlar artık “değer koruma”dan “değer kaçırmama”ya geçiyor. Amaç sadece enflasyondan korunmak olarak kalmıyor ve vatandaş haliyle oyunun içine de girmek istiyor. Bu da bize, beklentilerin yukarı sabitlenerek, davranışların da buna uyumlandığını gösteriyor.
Peki insanlar en çok nerede hissediyor bu değişimi? Yanıt net: Gıda ve enerji.
Katılımcıların yüzde 40,7’si en çok artışı gıdada görüyor. Yakıt ve enerji ise ikinci sırada yer alıyor.
Enflasyon artık soyut bir kavram değil, artık market rafından sofraya yeniyor, gaza basınca egzozdan duman olup çıkıyor. Belki de bu yüzden artık elle tutulur, gözle görülür olup daha hızlı kabulleniliyor.
Ekonomide en zor yönetilen şey fiyatlar değildir: Beklentilerdir. Beklentiler bozulduğunda, insanlar harcamayı öne çeker, tasarruf davranışı değişir, fiyatlamalardaki bozulmalar refleksif bir şekilde kalıcı hale gelir. Ve en önemlisi, enflasyon geçici bir sorun olmaktan çıkarak, sistemin parçası haline gelir.
O yüzde artık sorulması gereken soru, “Enflasyon yüksek mi?” yerine “Artık yüksek enflasyona alıştık mı?” şekline dönüşüyor.
Çünkü şarkıda da dediği gibi “alışmak, gerçekten sevmekten daha zor.” Bir kez alışınca da değiştirmek de zorlaşıyor.
