Ursula von der Leyen’in sözlerinde belki de bir gerçek payı var
Şu anda Avrupa ülkelerinin askeri hazırlık seviyesinin yetersizliği ve güvenlik için harcama yapma konusundaki isteksizliği de göz önüne alınacak olursa Türkiye’nin, Avrupa’nın ortak savunulması konusunda geliştirilecek herhangi bir projede yer alması makul bulunabilir.
Türkiye’nin AB’ye katılmak istediği yeterince açıklığa kavuşmuş bir husus değildir. AB’yi çifte standart uyguladığı gerekçesiyle eleştirmek haklı bulunabilir ama üye olmak başka bir iştir, kurallara uymayı gerektirmektedir. Türkiye’nin sadece Avrupa savunmasında kendisine ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle üye yapılmayı beklemesi gerçekçilikten bir hayli uzaktır.
Azımsanması mümkün olmayan sayıdaki Avrupa Birliği seçmeni, birliği bir Hrıstiyan örgütü olarak görmekte, böyle bir yapı içinde ne kadar laik olursa olsun, Türkiye gibi nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan bir ülkeyi üye olarak görmeyi istememektedir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Bayan Ursula von der Leyen’in itinalı ya da iyi düşünülerek söylenmediği anlaşılan beyanı, bir yandan Türkiye’nin Avrupa savunmasında sorumluluk üstlenmesini isteyen Avrupa Birliği yetkilileri, diğer yandan da ülkemizin Avrupa Birliği’ne girmeye aday bir ülke olduğunu, dolayısıyla diğer ülkelerle aynı sepete konarak sanki üye adayı değilmiş muamelesi yapılmamasını isteyen Türkiye hükümeti açısından güçlük yaratmış gibi görünüyor. Hatırlayacağınız gibi, Komisyon Başkanı hanımefendi, Avrupa’yı Çin, Rus ve Türk etkilerinden korumak gerektiğini ifade etmiş, bilahare Avrupa Birliği yetkilileri Türkiye’yi Rusya ve Çin ile bir tutan bu beyanı vuzuha kavuşturmak, daha doğrusu tevil etmek için bir dizi açıklama yapmışlardı. Bayan von der Leyen’in sözlerini eleştirerek, düşüncesizce edilmiş sözler diye bir kanaate varmadan önce, tarafların tutumlarını gözden geçirmekte fayda olabilir. Ne de olsa, pek parlak bir yönetici olarak görülmese de, Bayan von der Leyen, demeçlerinde gaflar yapmakla şöhrete kavuşmuş bir kişi değildir.
Şu anda Avrupa ülkelerinin askeri hazırlık seviyesinin yetersizliği ve güvenlik için harcama yapma konusundaki isteksizliği de göz önüne alınacak olursa Türkiye’nin, Avrupa’nın ortak savunulması konusunda geliştirilecek herhangi bir projede yer alması makul bulunabilir. Unutmayalım ki, Türkiye Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra NATO’nun en büyük ordusuna sahiptir ve ordusunun fiilen çatışma deneyimi de bulunmaktadır. Buna ek olarak Türkiye, Rusya’nın Karadeniz’deki donanmasının Akdeniz’e ulaşmasını engelleyebilecek olan boğazların da denetçisidir. Ayrıca, gelişmekte olan bir silah endüstrisine sahiptir. Bütün bunların yanında, Rusya ile daha iyi ilişkilere sahip olduğundan, diğer Avrupa ülkelerine nazaran bu ülke ile daha rahat iletişim kurabilecek ve uzlaşma sağlayabilecek........
