menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her şeyi yaparım derken hiçbir şey yapmamak olasılığı

31 0
08.09.2026

Bir sürü olay peş peşe cereyan ediyor. Geçtiğimiz hafta içinde kısa bir süre önce Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Paktı mensupları ilk toplantılarını Türkiye’de gerçekleştirdiler. Türk Dış İşleri Bakanı bu antlaşmanın aslında NATO’yu Orta Doğu’ya getirdiğine işaret etti. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’nün olağan toplantısına katılmak üzere Bişkek’e gittiğini öğrendik. Basında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanımız toplantı sırasında başta Putin olmak üzere çok sayıda ülkenin lideriyle önemli görüşmeler gerçekleştirecek, ayrıca toplantıda herkesin merakla beklediği bir konuşma yapacaktı. Türk Heyeti önemli şahsiyetlerden oluşuyordu. Bunlar arasında toplantıya önce bir başka toplantıya katılıp bilahare yetişecek Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan gibi şahsiyetler de yer almaktaydılar. Sanıyorum okuyucular da hatırlayacaklardır, Türkiye Şanghay İktisadi İşbirliği Örgütü’ne üye olmayı stratejik bir hedef olarak belirlediğini ilan etmiş ancak bu niyeti kendisinin aynı zamanda NATO üyesi olması dolayısıyla örgüt üyeleri katında fazla heyecan uyandırmamış, kabul de görmemişti. Ülkemizin Diyalog Ortağı yapılmasıyla yetinilmişti. Türkiye toplantılara katılabiliyor ama örgütün karar alma süreçlerinde herhangi bir role sahip bulunmuyor.   

Başta NATO üyeleri olmak üzere Batı ülkelerinin temas kurmakta zorluk çektiği bazı ülkelerle iyi ilişkiler içinde olması Türk dış siyasetinin güçlü boyutlarından biri olduğu sık sık ileri sürülüyor. Bu görüşe göre, bir kısmı Batı’nın rakibi olan ülkelerle yürütülen iyi ilişkiler, birbiri ile temasta güçlük çeken ülkeler arasında iletişim kurulmasını veya güçlendirilmesini sağlayarak barışa katkıda bulunabilir, tarafların gereksiz mücadelelere girmesini engelleyebilir. Bir biri ile iletişim kurmakta güçlük çeken ülkeler arasında arabuluculuk yapmanın aranan bir nitelik, daha doğrusu beceri olduğu konusunda şüphe yoktur. Ancak karşımızdaki soru Türkiye’nin böyle bir rolü oynayıp oynayamayacağıdır. Ne de olsa Türkiye bir ittifaka üyedir ve bu niteliği ittifakı kendilerine rakip olarak gören ülkeler tarafından takdir edilmekten uzaktır. Sanıyorum, Türkiye’ye tereddütle yaklaşan ülkeler bu tutumlarında pek de haksız sayılmazlar. Özellikle arabuluculuk söz konusu olduğunda tarafların arabulucuya güvenmeleri esastır. Karşınızda olan bir ittifakın üyesi........

© Ekonomim