menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taviloğlu’nun tılsımlı dünyası: Samimiyet, dostluk ve vefa

9 0
14.11.2025

KİTAP dergimizin bu ayki kapak konuğu olan Mustafa Taviloğlu’nun katılacağı toplantıya giderken içimde özel bir his vardı. Bu his, kendisiyle söyleşi yapan sevgili Mustafa Kemal Çolak’tan dinlediklerimle, yayınladığımız yazıda okuduklarımla birleşiyor; onun yıllardır izlediğim bir isim olmasının verdiği bilgilerle pekişiyordu. Özel bir gece olacağını biliyordum. Öyle de oldu…

İçinde bulunduğum ortam, Mustafa Taviloğlu'nun yaşamı boyunca dostlarıyla tılsımlı bir dünya kurduğuna inandırdı beni. Her şey o kadar sahici, o kadar samimiydi ki… Kendinden çok bahsettirecek bir kitabın etrafında buluşan bir dost meclisindeydik. Kitapta adı geçen birkaç isim ile oğlu Ömer Taviloğlu'nun davetlilerinin eşlik ettiği, devamının geleceğine herkesi inandıran bir buluşmaydi. Evinin salonunda dostlarını ağırlayan ev sahibi gibiydi Taviloğlu. Başta kendisi ve eksiksiz herkes o kadar keyif alıyordu ki ortam, “bu meclisler türlü şekillerde sık sık kurulacak, Taviloğlu daha çok kereler, içinden geçenleri samimiyetle dostlarıyla paylaşacak” dedirtiyordu.

Mudo’nun yeni kitabının konuşulacağı bu akşam bir lansman değildi; belleğin kapısının aralanacağı, bir dönemin ruhunun yeniden salona dolacağı bir buluşmaydı. Minoa Pera’da tam da böyle bir an yaşandı. Tarihi binadaki mekânın o büyülü atmosferi, gecenin vaadini daha da güçlendiriyordu. Salonun duvarları boyunca uzanan gülümsemeler, şık giyinmiş eski dostlar, kimi yıllardır görüşmemiş, kimi sanki dün birlikte çalışmış gibiydi… Herkesin yüzünde kendi geçmişinden bir parçaya yeniden kavuşmanın ifadesi vardı. Hepimiz bir markanın değil, bir çağın hikâyesine tanıklık etmenin heyecanını yaşıyorduk.

Ben erken gittim Minoa Pera’ya. Kapıdan içeri adım atar atmaz Burhan Karaçam’la karşılaştım. Henüz konuklar gelmeye başlamamıştı. Laf lafı açtı, konu geldi yapay zekâya… “Bir süre sonra matematikte bölme yapmayı bile unutacağız” dedi Burhan Bey, “çünkü her şeyi o yapacak.” Gülümsedik. O an içimden geçti: Belki de insanın hatırlama yetisi, bu unutma çağının son kalesi. Ve o akşam yaşanacaklar, hafızanın hâlâ en güçlü teknoloji olduğunu gösterecekti.

Türkiye’de henüz “yaşam tarzı markası” kavramı bile yokken, Mustafa Taviloğlu bir hayal satıyordu: Dünyalı olmak. Aradan geçen 61 yıl, aslında Türkiye’nin değişiminin de özetiydi. Giysilerin, vitrinlerin, şehirlerin hatta insanların dili değişmiş; ama Mudo’nun cesareti, enerjisi, o içten merakı hiç değişmemişti. Bugün markayı ikinci kuşak temsil eden Ömer Taviloğlu, bu duyguyu şöyle anlatıyordu:
“İş hayatımda karşılaştığım en büyük zorluklardan biri Mudo’yu tanımlamak olmuştur. Çünkü Mudo yalnızca bir iş değil, bir ruhtur.”

1943’te İstanbul’da doğan Mustafa Taviloğlu, Rize kökenli bir ailenin oğlu. Üniversite yıllarında gemicilerden aldığı malları satarak ticarete adım attı. 1964’te Fitaş Pasajı’ndaki küçük dükkânla başlayan yolculuk, bugün Türkiye’nin en tanınan markalarından birine dönüştü. Türkiye’de ilk baskılı tişörtü, ilk “garment wash” (özel bir yıkama ve boyama tekniği) pantolonu, ilk sponsorlu billboard’u ve........

© Ekonomim