menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ticari güven ve konkordato hüsranı

5 0
26.04.2026

Ticari hayatta taraflar çoğu zaman dengelerin bozulmaması için alacaklarını hemen tahsil etmek yerine beklemeyi tercih ediyorlar. İlişkiyi korumak, karşı tarafa zaman tanımak ve işler düzelir beklentisiyle hareket etmek oldukça yaygın bir seçenek. Ancak, özellikle konkordato ihtimalinin gündeme geldiği durumlarda bu yaklaşım, iyi niyetli bir ticari refleks olmaktan çıkıp ciddi bir hukuki riske dönüşebiliyor.

Çünkü konkordato, borçluya güçlü bir koruma sağlamanın yanında ,alacaklıları senelerce bekletebiliyor. Mahkemenin verdiği geçici mühlet kararıyla birlikte icra takipleri durur, yeni takiplerin başlatılması kısıtlanır ve alacaklıların hareket alanı büyük ölçüde daralıyor. Bu aşamadan sonra artık alacaklı için yapılabilecekler sınırlı ancak, konkordato ilan edilmeden önce alınan pozisyon alacaklıları koruyor.

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumlardan biri ;alacaklının, ticari ilişkiyi sürdürmek adına icra takibine geçmemesi sonucu hak kaybına uğraması olabiliyor. Mesela alacaklının elinde fatura vardır, cari hesap vardır; ancak “Biraz daha zaman tanıyalım” yaklaşımıyla hareket eder. Ne var ki borçlu konkordato ilan ettiğinde tablo değişir. Bu kez alacaklı, alacağını tahsil etmekten önce, o alacağın varlığını ispat etmek zorunda kalır. Borçlu ise çoğu zaman bu süreci borcun tartışmalı olduğunu ileri sürerek süreci uzatır. Benzer bir durum çek ve senetlerde de görülür. Elinde çek bulunan alacaklı kendisini güvende hisseder; ancak bu çek icra takibine konu edilmemişse, konkordato sürecinde yine tartışmaya açık hale gelebilir. Yani mesele yalnızca bir belgenin varlığı değil, o belgenin hukuki bir sürece taşınmış olmasıdır.

Bu noktada özellikle öne çıkan araçlardan biri “Arabuluculuk Anlaşma Belgesi”dir. Taraflar arasında düzenlenen bu belge, doğrudan icraya konulabilir ve güçlü bir hukuki dayanak oluşturur. Ancak burada da kritik olan, bu belgenin bekletilmesi değil, icra takibine konu edilmesidir. Çünkü icraya taşınmış bir alacak, artık tartışmalı bir iddia olmaktan çıkar ve somut bir borç haline gelir.

Konkordato sistemi teorik olarak alacaklılar arasında eşitliği esas alır. Ancak uygulama, bu eşitliğin her zaman fiilen sağlanamadığını gösterir. Sürece hazırlıklı giren alacaklı ile bekleyen alacaklı arasında önemli farklar oluşur. İcra takibine konu edilmiş bir alacak, dosyasıyla birlikte sunulur ve çoğu zaman tartışma dışı kalır. Buna karşılık hiçbir hukuki işlem yapılmadan bekletilen alacaklar, hukuki olarak  ispat edilmek zorunda kalınabilir.

Sonuç olarak, ticari ilişkileri korumak adına beklemek anlaşılabilir bir tercih olabilir. Ancak konkordato ihtimalinin bulunduğu durumlarda bu bekleyiş, alacaklı açısından ciddi bir risk barındırır. Alacağı zamanında hukuki zemine taşımak, yalnızca tahsilat için değil, konkordato sürecine güçlü girebilmek için de kritik öneme sahiptir. Aksi halde iyi niyetle tanınan süre, çoğu zaman geri dönüşü zor bir hak kaybına dönüşebilir.


© Ekonomim