menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk sanayii "Made in EU" tehdidi altında

38 0
previous day

Made in Europe ya da bilinen adıyla “Made in EU” yaklaşımı, Avrupa Birliği'nin geleneksel serbest piyasa ve serbest ticaret ilkelerinden ayrılarak stratejik otonomi ve korumacı sanayi politikalarına geçişini simgeleyen yeni nesil bir stratejik düzenleme.

Düzenleme yeni olsa da "Made in EU" kalıbı, birlik aidiyetini artırmak, tüketiciyi bilgilendirmek ve tüketici tercihlerinde Avrupa menşeli ürünleri ön plana çıkarmak amacıyla 2010'lu yılların başında başta Fransa ve İtalya öncülüğünde gündeme gelmiş ve oluşturulmuş bir etiketleme yaklaşımıydı aslında. Bu basit yaklaşımın bağlayıcı ve korumacı bir sanayi politikası aracına dönüşmesi son 10 yılda başlayan ve günümüzde giderek artık yeni düzene dönüşen kurallı ticaretten kuralsız ticarete geçişle oldu.

16.08.2022 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘The Inflation Reduction Act (IRA)- (Enflasyonu Düşürme Yasası)’nı imzalaması mihenk taşı olarak kabul edilebilir. Enflasyonu Düşürme Yasası'nın omurgasını yeşil dönüşüm, enerji bağımsızlığı ve sağlık harcamalarının azaltılması oluşturuyordu. IRA, kamu fonları ve vergi kredileri aracılığıyla 369 milyar doları aşan iklim ve enerji bütçesi ayırarak küresel ticaret ve sanayi politikasında yeni bir dönem başlattı.

Yasa, AB ve Doğu Asya (Güney Kore, Japonya) gibi ABD’nin geleneksel müttefiklerinde büyük rahatsızlık yarattı. Avrupalı yetkililer, ABD'nin bu korumacı teşviklerle Avrupa merkezli şirketleri (otomotiv, pil, kimya) ABD'ye çekmeye çalıştığını belirterek Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarının ihlal edildiğini savundu. Bu gelişmeye yanıt olarak AB, kendi sanayisini korumak ve yeşil yatırımları tutmak amacıyla Net Sıfır Sanayi Yasası (NZIA) ve Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) gibi düzenlemeleri hızla hayata geçirdi.

Bu açıdan baktığımızda; ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ile Avrupa Birliği’nin “Made in EU” düzenlemesi arasındaki bağlantının, temelde bir etki-tepki mekanizmasına dayandığını çok net görebiliyoruz. ABD'nin IRA ile uygulamaya koyduğu korumacı yeşil teşvikler, Avrupa sanayisini doğrudan tehdit etti; AB de bu duruma kendi sanayisini korumak ve yeşil üretimde "kendi kendine yeterlilik" sağlamak amacıyla “Made in EU” merkezli tedbirler ve yasalarla yanıt verdi.

Bugün Avrupa Birliği (AB), küresel rekabet gücünü korumak, Amerika ve Çin karşısında açılan inovasyon makasını kapatmak ve yeşil dönüşümü finanse etmek amacıyla Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) ve bu yasa kapsamında şekillenen “Made in Europe” düzenlemesini hayata geçiriyor.

Türkiye açısından ise Avrupa’nın bu yeni düzenlemesi, sıradan bir ticaret düzenlemesinin çok ötesinde, gümrük tarifelerinin ötesine geçen stratejik bir sanayi politikası sınavına dönüştü.

Şimdi geldiğimiz noktada AB’nin “Made in EU” stratejisinin artık Gümrük Birliği Üyesi olan Türkiye’ye de zarar verebilecek bir noktaya evrildiğini görüyoruz. Gelinen nokta sadece şirketlerin tepki verebileceği ya da sivil toplum kuruluşlarının yürütebileceği basit bir süreç değil. Hükümetin tüm imkânlarıyla Türkiye’yi dışlamaya doğru........

© Ekonomim