Strain: Faşizmin Gen Havuzundaki Sevgi Ve Nefret
Guillermo Del Toro, son 30 yılın fantastik imgeleminde önemli yer tutan bir sanatçı. Del Toro’nun Chuck Hogan ile birlikte önce roman ardından dizi formatında takipçisi ile buluşan Strain üçlemesinden yola çıkarak onun sinemasında faşizm kavramının ele alışı üzerine düşünmek istiyorum.
Faşizm gerçeği, Tel Toro’nun korku ve gerilim ile donanımlı fantastik evreninde tuhaf bir rastlantı olarak sürekli kendine yer bulur. Onun dünyasında; evrenin kozmik karanlığının üzerimize düşen gölgesi olarak doğaüstü korku ve insan ruhundaki karanlığın yarattığı faşizmin dehşeti sık sık yan yana gelir ve hatta iç içe girer.
İspanya İç Savaşının vahşeti ve üzerine kurulan faşist diktatörlüğün insanlık dışılığı, şimdi kült mertebesine ulaşmış iki filmi olan Şeytanın Belkemiği/El Espinazo del Diablo(2001) ve Pan’ın Labirenti/El Laberinto del Fauno(2006) ana atmosferini ve izleğini oluşturur. Her iki filmde de bin yıllardır insan hafızasında yer tutmuş hayalet hikayesi ve peri masalı formlarını faşizm yarattığı dehşet atmosferi içindele alır. Kendi yaratısı olan bu iki hikaye yanında, Dark Horse Comics’in karakterlerinden, Nazilere karşı savaş için kurulan özel yaratık kuvvetinin üyesi Hellboy’un iki sinema uyarlamasına da yönetir.
Bu tek tek örnekler haricinde geniş açıyla baktığımızda Del Toro sinemasında, çocuksu ve naif fantastik evren ile, dünyevi ve metafizik karanlığın iç içe geçmiş olduğunu söylemek mümkündür. Onun sinemasında vampirler, mutasyona uğrayan beden, böcekler ve böcekimsi yeni evrim, hayaletler ve her türden fantastik yaratık/canavar hikayesi öne çıksa da, aslında bu hikayelerin hepsi insan ruhundaki sevgi ve nefreti merkezi alan, yitirilmiş çocukluğun saflığını ve uygarlığın huzursuzluğunu merkezine alan filmlerdir.
Del Toro; şimdinin ya da geçmişin, kasabalarının ve şehir varoşlarının gecelerine sızmış dehşetleri, insan ruhundaki karanlığın yarattığı yozlaşma ile beraber anlatmayı seçer.
Yeni Bir Vampir Paradigmasına Doğru
Del Toro daha ilk uzun metrajlı filmi Cronos ile vampir mitolojisine klişelerin dışında, yenilikçi bir yaklaşım geliştirir. Ölümsüzlüğe neden olan bir makine, insan ruhundaki aç gözlülük, hırs ve kötülük ve neredeyse kurban durumunda vampirler. Bu film de iki ana kutbu temsil eden iki karakterin, yaşlı antikacı ve ölümsüzlüğe ulaşmaya çalışan iş adamının mücadelesi, aslında karanlık ve ışığın sonsuz savaşımının da sembollerini oluştururlar. Del Toro bu iki karakter ve temsil ettikleri sembollere Strain da geri dönecektir.
Del Toro; yine bir çizgi roman uyarlaması olan Blade 2 filmiyle vampir mitine karşı yenilikçi yaklaşımını sürdürür ve modern (daha doğrusu post-modern) bir yeni okuma getirir.Vampirizmi biyolojik ya da genetik kavramlarla ele alan bu bakışa göre vampirlik Aids ya da Kanser gibi güncel ve yaygın, soy kırımcı hastalıklar türünde bir kan hastalığıdır. Vampirizm bir çeşit virüs kaynaklı kan hastalığıysa onu geciktirecek, engelleyecek, yok edecek tıbbi/bilimsel çözümler de aramak mümkün hale gelir. Bu yeni paradigması ile vampir temalı hikayeler Eski Ahit’e bağlı dinlerin “haç-kutsal su-vampir dişi-boyun ısırığı” gibi bazı klişelerinden kurtulur ve laikleşirler. Bunun sonucu olarak post-modern vampir hikayeleri korku türü kadar bilimkurgu ile de yakın flört etmeye başlar; bu türler arasındaki sınır çizgileri zaman içinde silinmeye başlar. (Kendisi de bir bilimkurgu hayranı olan Del Toro, P. K. Dick yarattığı unutulmaz karakterlerden galaktik tüccar........
