menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cenk Gündoğdu’nun son kitabı üzerine: Yaz Bunaltısı, Yaz Melankolisi

4 0
previous day

Cenk Gündoğdu tam on yıl sonra üçüncü ve şimdilik en son şiir kitabını yayımladı: Bir Yaz Günü Ölmek. (Edebi Şeyler, İstanbul Temmuz 2026) Kanaatime göre iki ayrı kitap olarak yayımlanmış olsa çok daha iyi olabilirdi, zira kitabın ilk şiiri -ki Köprü ve Yaz Kapısı adlı iki uzun şiirden oluşuyor kitap- ilk iki kitabının devamı niteliğinde: ilk kitaplarının gerek biçimsel, gerek teknik ve gerek şiire baktığı yerin bakış açısından kaynaklanan zaaf, aksaklık ve defolarını yansıtıyor. O şiirlerden ve o şiirlerin kavrayış biçiminden bir kopuş ya da ayrılış/uzaklaşma yok. Sapma da yok, aynı çizgi üzerinde yürüyor gibi sanki; sanki o ilk şiirlerin açtığı şiir yatağının ona verdiği rahatlıktan ve güvenlik duygusundan ayrılmaktan korkuyor, yeni risklere girmiyor, yeni siperler kazmıyor, kendini bağladığı yerden bağımsızlaşmak istemiyor gibi. Sanki hata yapmak istemiyormuş duygusuyla aşırı tedbirli ve kendini aşırı zapturapt altında tutuyor. Halbuki ulaşılması gerektiği düşünülen ya da dayatılan ideal şiirin -ki herkes için geçerli bir ideal şiir yoktur- önceden belirlenmiş herhangi bir formülü yoktur. Herkes kendi ruhunun ulaşmaya çabaladığı yere yaklaştıkça hakiki şiire -ki ancak böylesi hakiki bir şiir ideal şiir olabilir- yaklaştıkça ideal olana da yaklaşır, kendi ideal şiirine.

Gündoğdu’nun ilk iki şiir kitabıyla birlikte bu şiirinde görülen zaaflar, aksaklıklar aslında sadece Gündoğdu’ya özgü değil; birçok şair -hatta şairlerin çoğunluğu- bu defolara sahip. Bunun bence ilk ve en önemli sebebi şairin kendisini kabul görmüş ya da kolaylıkla şiir olduğu kabullenilecek birtakım özümsenmemiş kulaktan dolma bilgilere ve normlara fazlasıyla önem vermesi, kendisin bağlayıp kısıtlamasıdır. Halbuki şairin yapacağı ilk iş bütün hakikate ve varlığa kendisini hiç esirgemeden varlığını bütünüyle açmak, kendisini geçirgenleştirmektir. Öyle ki şiir gelip onu istila etsin, bütün oluşuna yayılsın, işte ancak o zaman şiir şairin varlığında hiç engellenmeden (veya yönlendirilmeden) bırakacağı tortuyu/izi bıraksın. Öyleyse şairin en büyük işi cesur olmasıdır; şiir tarafından bütünüyle el geçirilmeye istekli ve hazır olmasıdır. Tabii ki bu şairin varlığında büyük bir tahribat yaratma, yargılarını ve varlığını altüst etme olasılığını da barındırdığından çok tehlikeli bir girişimdir. Şiirin her türlü etkisine duyarlı olmak anlamına gelir bu aynı zamanda. Ama sonunda şiir şairde bırakmak istediği hakiki tortuyu böyle bırakabilir. Ve şair ancak bu etkiyi hissettiğinde şiiri somut bir varlık halinde vücuda getirebilir; demek ki şiir bir teknik işi olmaktan çok bir yöntem ve algılama işidir. Şiire kendini savunmasız ve tedbirsiz açmaktır. Bu da ancak sahte bir koruyucu olan aklı bir kenara bırakmakla olur. Aklın şiirle hiçbir ilgisi yoktur. Zira şairin kendine özgü bir aklı zaten vardır. Şair için önemli olan hakikatle/varlıkla dolaysız (aklın ya da başka........

© Ek Dergi