menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası

30 0
05.09.2026

Primitif sanat, kabile toplumlarının geometrik, saf ve dışavurumcu anlatım şekilleri ile modern sanatın perspektif anlayışına, ilkelerine köklü bir devrim oluşturmuştur. İlkel sanatın ayırt edici niteliğinin, yapısındaki doğaüstü öğeler olduğu kabul edilmiştir. Bu sanatın doğaüstü taraflarını, anlaşılmazlıklar ve bilinmezlikler beslemiştir. Araştırmacılara göre, bu tarihlerde doğaüstü, din ve sanat arasında büyük uçurumlar bulunmamaktadır. Cansız cisimlerde bile ruhsal nitelikler aranmıştır. Tüm bunların ışığında sonsuzluğa yönelme, izah edilemeyen, anlatılamayan şeylerin anlatılabilmesi gibi nitelikler taşıyan bu sanatı, antropologlar prehistoryacılar ve sanat tarihçileri incelemişlerdir. Sanatın kaynağının ipuçları, prehistorik sanatın içerisinde bulunmaktadır. Tarihsel gelişimin ilk basamaklarında yaratılan bu eserlerin nasıl doğduğu ve hangi aşamalardan geçtiği sanat tarihine aydınlık getirmiştir.

Primitif sanat terimi, henüz tarımsal düzene geçilmemiş, yarı tarımsal ve göçebe toplayıcı özellikler gösteren toplumların sanatları ile tüm Afrika sanatları, Okyanusya ve Amerika yerlilerinin sanatları için kullanılmaktadır. Primitif sanat örnekleri, günümüzden 40.000 yıl öncesine tarihlenmiştir. Günümüz sanatçıları tarafından yeniden gündeme getirilmiş, bir kaçış noktası olmuştur.

Primitivizmin eğilimi, 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl sanatında yeniden belirmiştir.

İlkel sanata geri dönüşün sebepleri, sanattaki sosyolojik değişimlerle de ele alınmıştır. Sanat antropolojisinin sanatın kökenlerine dair incelemeleri de modern sanatın primitif sanatla daha kolay ilişki kurmasını sağlamıştır. Rönesans döneminde sanat türünün heykel olması da dikkat çekicidir.

Modern sanat, heykele yönelik bu eğilimin sonucu olmamıştır. Kübistlerin Afrika sanatına olan ilgisi ile eş zamanlı olarak Arap ve İran arabesklerine de bir ilgi oluşmuştur. Rönesansçılar, primitif biçimleri kullanmamışlardır.

Bu, tamamen bir itiraz süreci olmuştur. Doğaüstü unsurların, dogmanın, sembolizmin, Yunanların akılcı bir sisteme yerleştirdiği süreçte, Rönesans sanatçıları primitivizmi reddetmişlerdir. İlkeller, onların gözünde mantık dışlılığın zirvesi olarak, zihinsel yaşamı gölgeleyen dogmanın temeli olarak görülmüşlerdir. Bu bağlamda primitiflerin yaratımları, Rönesans sanatçıları için kendi akılları tarafından insan düşüncesinden itilerek sonsuza dek yasaklanmış olan kötülükleri, akıl dışılıkları temsil etmiştir. Psikoloji ve psikiyatri, son yıllarda mantık dünyasını incelemiş ve primitiflerin özelliklerini barındıran çeşitli zihinsel güçleri ortaya çıkarmıştır.

Çocukluk kabuslarının, korkuların hiçbir zaman yok edilemediği ve birçok insan eylemini yönlendirdikleri ortaya çıkmıştır. İnsan kimliğinin arkasında gerçek güçleri olduğu ortaya çıkmış, mantığın da bu karanlık güçlere itaati karşısında, düzen ve bilinç illüzyonu yaratan bir uzlaşım olduğu kanısına varılmıştır. Bu bağlamda Afrika ya da Aztek medeniyetlerinin dehşet verici görsellerinin yaratmış olduğu, Babillerin putperestliğinin sembolize ettiği korkuların gerçeklik dünyasına yeniden getirilmiş olması, önem kazanmıştır. Tüm bunlar, insan eylemlerinin temel kaynağı olarak görülmüştür. Modern sanatçı, yaşadığı çağın içerisinde en esas ifadeleri ararken, nesnellik merceği altında primitif heykelle kaynaşmış olarak ortaya çıkmıştır. Modern nesnel /öznel ikilisinin nesnel yanında, kübist ve soyutçu sanatçılar, bu değerlerin tezahürlerinden etkilenmişlerdir.

Modernistler, yeniden keşfedilmiş olan temel duygu ve görünüş unsurlarına ait üretimlerini sanatlarında ifade etmişlerdir. Diğer bir deyişle, zihinsel dünya ile duygu dünyası........

© Ek Dergi