Üniversiteyi üç yıla sıkıştırmak: Kazanç mı, kayıp mı?
Son zamanlarda üniversitelerin üç yıla düşürülmesi konuşuluyor. Resmî açıklamalar net: “Bu bir zorunluluk değil, isteyen ve başarılı olan öğrenciler için bir seçenek.” Yani kimseye “Üç yılda bitir” denmiyor. Ama yine de gençlerin aklında haklı bir soru var:
“Lise dört yıl sürerken, üniversitenin üç yıl olması gerçekten normal mi?”
Bu soru aslında çok basit ama çok yerinde. Çünkü üniversite, liseye göre daha derin, daha karmaşık ve daha fazla sorumluluk isteyen bir eğitim. Doğal olarak gençler şunu düşünüyor: Daha zor olan bir eğitim nasıl daha kısa sürebilir?
Yeni sistemin mantığı şu: Akademik takvim sıkıştırılıyor. Güz ve bahar dönemlerine ek olarak yaz dönemi de aktif hale geliyor. Uzun yaz tatilleri azalıyor, dersler yıl geneline yayılıyor. Böylece aynı ders yükü daha kısa sürede tamamlanabiliyor. Kağıt üzerinde mantıklı. Ama üniversite sadece ders programından ibaret değil.
Çünkü üniversite, aynı zamanda staj demek. Deneyim demek. Deneme-yanılma demek. Bugün pek çok öğrenci yaz aylarında staj yapıyor; kimi mesleğini orada tanıyor, kimi ilk kez gerçek bir iş ortamını görüyor. Tatiller kısaldığında bu stajlar nereye sığacak? Sığsa bile gerçekten öğretici mi olacak, yoksa “araya sıkıştırılmış” bir zorunluluğa mı dönüşecek? Bu soruların net cevaplara........
