Bilim toplumu!
Dünyayı artık bilek gücü değil bilim yönlendiriyor. Dünya bilimine katkı sıralaması ile güç, refah ve kalkınma arasında büyük bir korelasyon var. Bilim toplumu olmadan refah toplumu, özgür ve özerk üniversiteler olmadan da bilim toplumu olmak mümkün değil.
Peki bilim toplu olma potansiyelimiz ne durumda?YÖK, üniversitelerimiz, araştırma merkezlerimiz en önemlisi de bizler bilim topluma olmaya ne kadar hazırız?
İsterseniz gelin önce bir durum tespiti yapalım:
. Bilimin de yükseköğretimin de gerçek anlamda sorumlusu yok. TBMM’de YÖK ve üniversiteleri MEB, TÜBİTAK’ı da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı temsil ediyor ve bu yüzden kendi özgür iradelerini yeterince yansıtamıyor, kaderlerini ve vizyonlarını kendileri belirleyemiyorlar! Siyasetin gölgesinde kalıyorlar.
. İnsan gücü planlaması, bilim politikası, istihdama yönelik eğitim, üniversite-sanayi işbirliği, ARGE ve teknoparkların daha verimli kullanmaları konusunda yeterince inisiyatif alamıyorlar.
. Devletin yetiştirdiği bilim insanları özele ya da yurtdışına giderken ya gitmek zorunda kalırken adeta seyrediliyor. Gidenleri yeri doldurulamıyor. Kan kaybı had safhada. Giden üstün yetkinliğe sahip bilim insanlarının yerine aynı yetkinliğe ve kariyere sahip yeni eleman bulunamıyor, başvuruların cazip hale getirilmesi konusunda yeterince çaba gösterilmiyor, kaynak yaratılamıyor.
. Yeni bir “Bilim İnsanı Yetiştirme Fonu” kurularak devletten tıpkı futbolda olduğu gibi transfer edilen her bilim insanı için kariyerine göre transferi gerçekleştiren kurum tarafından o bilim insanının yetişmesine katkıda bulunan kurumlara yani devlete, yani yeni bilim insanlarının yetişmesi için bir kaynak aktarma zorunluluğu getirilemez mi? Böylece vakıf üniversitelerini güçlendireceğiz diye devlet üniversitelerinin daha fazla kan........
