Ömer Turan yazdı: Bir Şehir, Bir Köpek, Bin Yıllık Vicdan
Canlı Yayın Tekrarları
Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik
Ömer Turan yazdı: Bir Şehir, Bir Köpek, Bin Yıllık Vicdan
ÖT Ömer Turan · 21 Ağustos 2026 • 7 Dakika 34 Saniye · 0 yorum
BİR ŞEHİR, BİR KÖPEK, BİN YILLIK VİCDAN
-Ahmet Birsen’in Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine-
Bir köpek, bir mahallenin en eski komşusudur. Adı hiçbir defterde yazmaz; yine de erkenden aralanan eşikleri, cebinde ekmek taşıyan çocukları, okşamak için uzanan elleri bilir. Geceyi sokakla bölüşür, gündüzü insanlarla… Ahmet Birsen’in Sel Yayıncılık’tan çıkan Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı, İstanbul’u işte bu adsız komşuların yanına oturarak anlatır. Köpeklerin belleğinde yangınlar, kuşatmalar ve kovuluşlar birbirine karışır; insanın merhametiyle eziyeti, aynı avucun iki ayrı yüzü gibi açılır. Sonra daralır sokaklar, mavnalara çevrilir yollar. Yine de kopmaz şehirle köpek arasındaki eski bağ… Her dönüşlerinde kapı önlerine yeniden yerleşirken onlar, eksilen bir parçasına kavuşur İstanbul… 1910 köpek sürgünü, romanda sıradışı bir belediye işi gibi çıkar karşımıza. Binlerce köpek Sivriada’ya taşınacak, aç ve susuz ölüme terk edilecektir. Kahve fincanları masadayken verilir hüküm; bir karikatürdeki çizgiler üzerine uzayan konuşmaların ardından… Öldürmenin, sürgüne göndermenin, ortadan kaldırmanın en ürpertici yanı da budur belki: Birkaç cümle yeter masanın çevresindeki adamlara, binlerce canın yazgısını mühürlemeye… Ardından meyhaneye giderler; çocukluk günlerini anar, gözleri dolar. Şefkat de o elde, sürgüne açılan imza da. Üçkuruş’un anısı da o göğüste, köpekleri ölüme gönderen buyruk da. Karşımızda durur insan: İçinden ikiye ayrılmış, kendi çelişkisini taşıyan bir varlık… Bu tarihi, Dóro’dan dinleriz; uzun ömrün, yorulmuş patilerin, tükenmeyen anlatma iştahının sahibi o köpekten. Yukarıdan aşağıya yazılan tarihin karşısına, aşağıdan yukarıya bakan bir bellek çıkarır Dóro… Onun için büyük siyaset, küçük bir canın sırtında sınanan büyük bir zalimliktir çoğu zaman. Padişahların adını da bilir, komitacıların gizli kararlarını da; gene de bunların hiçbiri bir annenin öldürülen enikleri için yükselttiği feryat kadar önem taşımaz. Resmi kayıt kaç köpeğin mavnalara doldurulduğunu yazar. Dóro ise o kafeslerin içindeki korkuyu, altta kalanın kesilen soluğunu, kıyıda kalan insanın utancını anlatır. Sayının örttüğü yüzü geri verir tarihe; kokusunu da… Karanlığın karşısına Babasız Vasil çıkar. Paskalya gecesinde, kıyıya vurmuş çıplak bir ölü gibi açar gözlerini; “Anastasis”te, dirilişin eşiğinde. Lekesiz bir aziz olarak çıkmaz karşımıza Vasil. Mari ile Toma’nın katilidir; kıskançlığı sevgi sanmış, gururunu bıçak gibi taşımış, ardından yıllarca kendi acısının kuyusunda yaşamıştır. Tam burada açılır romanın en derin kapılarından biri: İyilik, hiç günah işlememiş olanlara bağışlanan bir ayrıcalık olmaktan çıkar. Kendi içindeki katili görmüş bir insanın, bir daha hiçbir cana kıymama kararıdır artık. Bir buyrukla dönüşmez Vasil, gökten inen herhangi bir levhayla da… Bir köpeğin bakışı dönüştürür onu; Tulumba’nın bekleyişi, konuşmadan öğreten yakınlığı. Bakmayı öğrenir Vasil, gördüğüne hükmetmeden. Sevmeyi öğrenir; sahip olmadan, yaralamadan, karşılık istemeden… “Anastasis”, “Genesis”, “Eksodus”, “Epilog…” Bölümlerin adları bile bir kapıdan ötekine geçirir okuru. Dirilişten yaratılışa, oradan büyük çıkışa ve yeniden anlatının doğduğu yere. Düz akmaz zaman bu romanda; kıvrılır, kendi üzerine döner, bazen küçücük bir âna sığar. Vasil, Kosta’nın yaşanmamış yıllarını görür. Anlatıcı, bahçesinde gülümseyen Mayranuş Hanım’ın Harput yolundaki ölümünü önceden haber verir. Gelecek, şimdiki ânın omzuna ince bir tül gibi bırakılır. Buna karşın yazgıyı bilmek seçimi ortadan kaldırmaz. Kosta denizin kıyısından döner. Vasil intikamdan merhamete yürür. Dóro, efendisinin ardından suya atılmak yerine anlatma görevini yüklenir. Son bellidir belki; ona hangi yoldan varılacağı, açık… Köpeklerin yaratılış öyküsünde Hetepheres vardır; susuzluğun ortasında sütünü iki kurt yavrusuna veren Mısırlı köle kadın… Mitraşil ile Mişaru, onun........
