menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ercan Yılmaz yazdı: Oscar Wilde ile Gülleri Seyretmek

18 28
06.01.2026

Oscar Wilde’ın her şeyden önce kendisini anlattığı o güzelim mensur şiirlerinden biri ‘Sanatçı’ başlığını taşır ve şöyledir: ‘Bir akşam, ruhu Bir An Süren Zevk’in heykelini yapma arzusuyla doldu. Tunç aramak için dünyayı dolaşmaya çıktı. Çünkü sadece tunçla düşünebiliyordu. Ama dünyadaki tuncun tamamı yok olmuştu, koca dünyanın hiçbir yerinde tunç bulmak mümkün değildi, bir tek, Ebediyen Süren Keder heykelinin tuncu vardı. Bu heykeli kendi elleriyle yapmış ve hayatta sevdiği tek varlığın mezarının üstüne yerleştirmişti. Kendi yaptığı heykeli hayatta en çok sevdiği varlığın mezarına koymuştu, çünkü insanın hiç ölmeyen sevgisini, ebediyen süren kederini simgelemesini istiyordu. Ve koca dünyada, bu heykelden başka tunç kalmamıştı. Kendi yaptığı heykeli aldı, kocaman bir fırına attı ve eritti. Sonra da Ebediyen Süren Keder heykelinin tuncundan, Bir An Süren Zevk heykelini yarattı.’

Ebediyet ve an; dehasını hayatına kattığını, eserlerine ise sadece yeteneğini koyduğunu söyleyen Wilde’ın hayatını hiçbir şey bu iki kelimeden daha iyi anlatamaz. O hiç şüphesiz Hilmi Yavuz’un mısraıyla söyleyecek olursam ‘bir insana bırakılmış olan keder’in mimarı olarak yaşamıştır tek bir ânda gizli ebediyetin zevkini…

Wilde’ın hemen tüm yapıtları aynı zamanda sanat teorilerini de içeren kitaplardır. Dorian Gray’in Portresi’nde olsun, hikâyelerinde, masallarında, tiyatro eserlerinde ve hatta şiirlerinde olsun daha ziyade Helen kültürüyle ve yanı sıra Baudelaire, Mallarmé ve biraz da İngiliz Pre-Rafaelistleri’nin tesirleriyle şekillenen nazariyelerini bulmamız mümkündür. O da tıpkı Rilke gibi hayatını sanat eserine dönüştürenlerdendir. Çünkü hayat sanatı taklit eder; sanat hayatı değil!

Oscar Wilde’ın İletişim Yayınları tarafından yayımlanan ‘Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil’ isimli, estetik ve etik üzerine yazmış olduğu yazılardan müteşekkil kitabı, ‘Sanatçı Olarak Eleştirmen’, ‘Kalem ve Zehir: Yeşil Renkte Bir Çalışma’, ‘Yalanın Gözden Düşüşü: Bir Gözlem’, ‘Sosyalizm ve İnsan Ruhu’ ana başlıklarından oluşuyor. Hepsi birbirinden kışkırtıcı bu makaleler, okura Wilde’ın hemen tüm eserlerinde kafa yorduğu birtakım sanatsal meseleler üzerinde derinlemesine bir bakış açısı sunmakla kalmıyor, sorgulama ve tahlil etme imkânı da veriyor. Wilde, daha önce roman, şiir ve tiyatrolarıyla kanıtladığı dehasını bu kitapta eleştirmen kimliğiyle tamamlıyor. Zekâsının kıvraklığına, nüktedanlığına, sempatikliğine, sıradışılığına, narsisizmine ve hatta çelişkilerine tanık olduğumuz Wilde var karşımızda yine; -yani o bildiğimiz, çarmıha gerilmiş aziz…

Aslında o, Victoria döneminin katı ahlâkçılığıyla mücadele ederken yenik düşmemiştir Elizabeth Hollander’in kitabın sunuş kısmında belirttiği gibi. Aksine sanatı estetikle taçlandırarak eski Yunan menşeli bir zafer kazanmıştır. Modernist sanatın bu ateşli savunucusu bir pervane gibi döner Güzellik’in etrafında; kanatları yansa da çoğu zaman hüzünlü güzelliğin ölümsüz ışığıyla yolunu ve ruhunu aydınlatır. O büyük romanı Dorian Gray’in Portresi’ne önsöz yazan da odur, Mutlu Prens’te aritmetik hocasına ya........

© Edebiyat Burada