menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deprem ve Türkiye’nin koruma açığı

20 0
10.03.2026

2026 için, diğer pek çok ülke gibi; iklim krizi, jeopolitik geri­limler, tedarik zinciri riskleri ve siber riskler önümüzdeki dönemin başlıca risk trendleri arasında sayılıyor. Dün­yanın ilk 20 ekonomi­si arasında yer alan bir ülke olarak bu başlıkla­rın çoğunda biz de ay­nı yerde duruyoruz. Ancak bir risk var ki, sismik haritası hiç durmayan Türkiye’nin ilk sı­raya yazması gerekiyor: Dep­rem. Depremle ilgili farkın­dalığı artırmak amacıyla ilan edilmiş 1–7 Mart Deprem Haf­tası vesilesiyle depremin eko­nomik etkilerinden bahsetmek istiyorum. Beklenen Marmara depreminden önce kendim ve sevdiklerimin canı için, sonra bin bir emekle sahip oldukları­mız için korkuyorum. Ne zaman olur, nerede olur, nerede yakala­nırız bilmiyoruz. Deprem yıkıp gittikten sonra aylarca şahit ol­duğumuz o “ölmekten beter” günler de hâlâ hafızamızda.

Afetler sonrası kamu harcamaları

1999 Depremi sonrasında yapı denetimi ve afet yönetimi alanında önemli adımlar atıla­rak, TOKİ’nin kamunun kent­sel dönüşümdeki rolü güçlen­dirildi. 2012 yılında 6306 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiy­le 2012–2023 döneminde yak­laşık 1,5 milyon konut dönüş­türüldü ve TOKİ ile Emlak Ko­nut GYO ile 100 milyar TL’nin üzerinde yatırım gerçekleşti­rildi. 2023 sonrasında “Yarı­sı Bizden” kampanyasıyla İs­tanbul’da 1,5 milyon riskli ko­nut hedeflenirken, İstanbul için 450 milyar TL’lik kaynak plan­landı; Dünya Bankası destekli projeler kapsamında 512 mil­yon dolarlık dış finansman sağ­landı. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Şehirler bir gecede depreme dirençli olmuyor. Tam da bu noktada sigorta hayati ha­le geliyor. Her büyük afetten sonra aynı soru soruluyor: “Si­gortacılar nerede?” Sigorta sek­törü, yaptığı reasürans devirleri sayesinde ciddi bir hasar öde­me gücüne sahip. Asıl sorun, si­gortalılık oranı. DASK, Zorunlu Deprem Sigortası zorunlu ol­masına rağmen, ülke genelinde sigortalılık oranı hâlâ %57,8.

Sigortacılık literatüründe kritik bir kavram var: Protec­tion Gap – Koruma Açığı. Ba­sitçe ifade etmek gerekirse; bir afet sonrası oluşan toplam eko­nomik kayıpla, bu kaybın sigor­ta yoluyla karşılanan kısmı ara­sındaki fark. 2023 depremle­rinde bu oran Türkiye için %96 idi. Yaklaşık 5 milyar dolarlık sigortalı zarar, küresel reasü­rans piyasasının 2023’te öde­diği afet zararlarının yalnızca %3’üne denk geldi. Küresel pi­yasa için küçük bir pay, bizim açımızdan ise son derece yıkıcı bir tablo. 1999–2023 arasında­ki büyük depremler sonrasında kamu, oluşan ekonomik zararın neredeyse tamamına yakını­nı üstlenmiş. Kamu kim? Biziz. Kundaktaki bebekten en yaşlımıza kadar, va­tandaş. İstanbul, Türki­ye GSYH’sinin yaklaşık %30’unu tek başına üre­ten devasa bir merkez. Olası büyük bir deprem, sadece İstanbul’un de­ğil, İstanbul ekosistemi­ne bağlı doğrudan ve do­laylı kayıplar; GSYH’de düşüş, yatırım kaçışı ve enflasyonla birleştiğinde, ülke­nin geleceğini doğrudan tehdit eden bir tablo ortaya çıkartıyor. Sanayi kuruluşları açısından, özellikle KOBİ’lerde sigortalı­lık oranı çok daha endişe verici. Marmara Bölgesi’nde koruma açığı bugün %90’lar seviyesin­de. Bu tablo, beklenen Marmara depreminin ekonomik etkisinin 2023 depremlerinin çok ötesin­de ve çok daha yıkıcı olacağının net bir göstergesi. Sigortalılık oranını artırmak yalnızca bir is­tatistik meselesi değil; toplum­sal adaletin, dayanışmanın ve sorumluluğun da bir gösterge­si. Afet sigortasının şehircilik politikalarına entegrasyonu, sa­nayi ve KOBİ’lerde deprem risk yönetiminde sigortalılığın stra­tejik bir gösterge olarak kulla­nılması bu oranı artırabilir. Çok büyük ve çok kudretli bir ülke­yiz Bir afet sonrası harcanan milyarlar düşünüldüğünde, dev­letin “felaket sonrası değil, fela­ket öncesi destek” olarak prim­lere doğrudan ya da dolaylı katkı sağlaması; riskin önemli bir kıs­mının küresel reasürans piyasa­larına devrini sağlayarak, afet sonrası hepimizin cebinden çı­kan milyarları azaltır ve topar­lanma süreci hızlandırır. Dep­remi engelleyemeyiz. Ama etki­lerini yönetebiliriz. Bu da ancak risk yönetimi, sigorta ve güçlü bir kamusal akıl ile mümkün.


© Dünya