Hatırat ve belgelerle yakın tarihi edebiyatla görmek
Anneannemin evinde, yatak odasındaki çeyiz sandığının en dibinde, kurdeleyle bağlanmış bir dosya dururdu. Bayram ziyaretlerinde büyükler sohbete dalınca gizlice o sandığı açar, dosyanın içindekileri tek tek karıştırırdım. Dedemin sararmış terhis belgesi, kenarları yırtılmış bir tapu senedi, mor mürekkeple yazılmış birkaç mektup ve köşesine yuvarlak bir mühür basılmış bir fotokopi… Mührün üstünde iki kelime yazıyordu: “Aslı gibidir.”
Bir gün anneanneme bu kelimelerin ne anlama geldiğini sordum. Gülümsedi: “Yani bu kâğıt doğru söylüyor demek.” Sonra mektuplardan birini alıp okumaya başladı. Mektubu yazan, cepheden dönmeyi bekleyen genç bir askerdi. Belgeler bana dedemin hangi yıl terhis olduğunu söylüyordu; mektup ise o yılların nasıl geçtiğini. Bugün düşünüyorum da yakın tarihle ilk karşılaşmam o sandığın başında, bir mühürle bir mektup arasında olmuştu.
Bugün başlayan ve 11 Ekim’e kadar sürecek, Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın programını incelerken o sandık yeniden aklıma geldi. “Romanların ve Hatıratların İzinde” temasıyla hazırlanan fuarın özel oturum başlıklarından biri “Hatırat ve Belgelerle Yakın Tarih.” Programda bir de 7 Ekim’de lansmanı yapılacak bir roman dikkatimi çekti: Kocaelili yazar Yılmaz Dalgalan’ın “Aslı Gibidir”i. O mührün bir roman adı olduğunu görünce içimden gülümsedim. Sanki biri, yıllar önce sandığın başında sorduğum soruya yeniden cevap veriyordu.
Belge, tarihin en güvenilir tanığıdır ama aynı zamanda en suskunudur. Bir tarih, bir imza, bir karar sayısı söyler fakat o kararın alındığı odadaki gerilimi, imzayı atan elin titreyip titremediğini anlatmaz. Burada dikkatimi çeken şu: Yakın tarihimizin en çok okunan metinlerinden biri, bu sessizliği bir hatırat diliyle aşmaya çalışan bir eserdir. “Nutuk”, bir yandan Millî Mücadele’nin baş aktörünün kendi ağzından anlattığı bir hesap verme metnidir; öte yandan ekindeki vesikalarla her iddiasını belgeye dayandırmaya çalışır. Hatıratla belgeyi aynı kitabın içinde yan yana koyan bu yapı, bana göre yakın tarihin nasıl okunması gerektiğine dair de bir ipucu veriyor.
Belge iskeleti kurar, hatırat ona ses verir. Ancak ikisi de tek başına yetmez. Bir hatırat ne kadar samimi olursa olsun yazarının penceresinden bakar; bir belge ne kadar kesin olursa olsun kendi bağlamını anlatamaz. Yakın tarihi görmek, bu iki pencereyi aynı anda açık tutabilmekle mümkün.
Tanığın titreyen........
