ABD ile Çin’in dansı
Chimerica” kavramı ilk kez tarihçi Niall Ferguson ve iktisatçı Moritz Schularick tarafından Çin ile ABD arasındaki yapışık ilişkiyi tanımlamak için 2006 yılında kullanılmıştı. Onlara göre iki ülke arasındaki ilişki klasik bir rekabetin çok dışındaydı ve birbirini besleyen simbiyotik bir yapısı vardı. Çin bir yandan olağanüstü bir performansla üretip tasarruf ederken bir yandan da ABD’yi finanse ediyordu. İhracattan kazandığı her bir dolar Amerikan hazine tahvillerine akıyor; ABD ise daha çok tüketerek, borçlanıyor ve Çin’in büyümesi için kaynak yaratıyordu. Çin’in üretim ihtirası ile Amerikalıların tüketim iştahı bütünleşmiş, Çin’in devasa büyümesinin motoruna dönüşmüştü. Bu durum, asimetrik de olsa belirgin bir karşılıklı bağımlılık hali yaratmıştı. Ancak zamanla bu halin, iki ülke arasında güven tesis etmek yerine birbirinden kuşku duyan iki partnerin zoraki sürdürdüğü bir birlikteliğe dönüştüğü de ortadaydı. Chimerica’nın temel paradoksu da buydu; aynı bedende yaşayan iki farklı türün uyumsuzluk üzerine kurmuş oldukları böylesi bir bağımlılık nasıl sürdürülebilirdi? Kavram, sanki Antik Yunan mitolojisindeki Chimera’yı da çağrıştırıyordu. Homeros’un İlyada destanında farklı hayvanların bileşiminden oluşan “Chimera” şöyle tanımlanmaktaydı: “Önü aslan, ortası keçi, arkası yılan; korkunç ve güçlü, ateş püskürten melez yaratık”. Bazı anlatılarda yılanın yerini ejderha alıyor; aslan başlı gövdeye kanatlar da ilave ediliyordu. Chimerica’da tıpkı Chimera ‘dan farklı değildi. İki ülkenin tek bir hat üzerine yerleştiği tutarsız bir bütünleşme hali. Peki, aynı gövdeye ilişmiş farklı ve uyumsuz türler, birbirinin yaşam damarlarını kesmeden ve birbirlerini zehirlemeden hem rekabet edip hem de işbirliği yapabilirler miydi?
Trump’ın sebebi ziyareti
Trump’ın tüm dünyada........
