Küresel türbülans ve tarımsal yeterlilik
Her yıl şubat-mart aylarında TÜİK, bitkisel ürünler denge tablolarını açıklıyor. 2024-2025 piyasa dönemine ait veriler, geçen hafta kamuoyu ile paylaşıldı. İran Savaşı’nın giderek yayıldığı, Hürmüz Boğazı’nın tüm dünyanın darboğazı haline geldiği, Hürmüz’ün sadece enerji ve lojistikten ibaret olmayıp gübre özelinde gıda güvencesini de tehdit edebileceğinin ve nihayetinde küresel gıda enflasyonunu körükleyeceğinin anlaşıldığı bir dönemde, ülkemizin gıda güvencesinin önemli bir göstergesi olan “yeterlilik” konusuna odaklanmamız gerekiyor. Son Tarım Orman Şurası’nın odağındaki bu konu, dışa bağımlılığımızı en aza indirmek ve milli güvenliğimizi güçlendirmek bakımından önemli. Önceki yıllarda, stratejik bazı ürünlerde “bıçak sırtı” olarak tanımladığımız yeni dengeyi, yeni verilerle yorumlayacağız bu yazımızda.
Dünyada gıda milliyetçiliği artarken tarımda kendine yeterliliğimiz
Son açıklanan veriler, önceki döneme göre, özellikle stratejik ürünler olan tahıllarda önemli bir gerileme yaşandığını ortaya koyuyor. Bir önceki dönemde tahıllarda yüzde 111,9 olan yeterlilik derecesi, 2024-2025 döneminde yüzde 91,1 seviyesine gerilemiş görünüyor. Buğday özelinde yeterliliğimiz yüzde 118,4’ten yüzde 104,3’e düşerken, bu oranlar arpada yüzde 115,7’den yüzde 84,6’ya, mısırda ise yüzde 96,5’ten yüzde 73,1’e kadar aşağı çekiliyor. Baklagiller grubunda en sıkıntılı olan soyada yeterliliğimiz, yüzde 4,1-4,2 bandında seyrediyor. Kuru fasulyede ise yüzde 84,5’ten yüzde 99,9’a yükselerek tam yeterlilik sınırına yaklaşırken yeşil mercimek ve pirinçte de belirgin artışlar dikkat çekiyor. Sebzelerde yeterlilik derecesi yüzde 111,3’ten yüzde 108,8’e gerilese de bamyadaki 1-2 puanlık yetersizlik dışında tam yeterlilik durumu mevcut. Meyvelerde muz ve ceviz dışında yeterlilik düzeyi yüzde 100’ün üzerinde. Önceki dönemde yüzde 573,6 ile yeterlilikte lider olan fındık, son dönemde yerini yüzde 594,9 ile kayısı ve zerdaliye bırakıyor.
Dünyada üretim bakımından sebzede 3. ve meyvede 4. sırada olduğumuzu, 21 üründe ilk 3 sırada yer aldığımızı göz önüne aldığımızda bu yeterlilik düzeyinin çok daha yüksek olması beklenebilir. Ancak 86 milyon insanımızı ve 60 milyonun üzerinde turisti beslediğimizi, 36,4 milyar dolarlık tarımsal ihracatımızın olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Bununla birlikte özellikle tahıllar grubunda, yeterliliğin 20 puan gerilemiş olması dikkatle değerlendirilmeli. Burada belirtmemiz gereken bir kötü ve bir de iyi haber var. Kötü haber şu ki, bu verilerin, geçen yılki kuraklık ve don kayıplarını değil, önceki yılın üretim verilerini kapsaması. İyi haber ise bu yıl, şu ana kadar, iklim şartlarının elverişli olması ve rekor üretim düzeylerinin beklenmesi.
Yeterliliği yeniden tanımlamak
Gıdada kendine yeterliliğin sadece üretim cephesiyle ilgili olmadığını, Hürmüz “darboğazı” bize acı bir şekilde hissettirdi. Gübre tedariğinde kısa vadede bir sorun görünmese de üretimi doğalgaza bağlı olan gübrenin en azından hammaddesinde dışa bağımlılığımız yüzde 85 nispetinde. Bu nedenle, yüksek yeterliliğimizin olduğu ürünlerde de üretimin sürdürülebilirliğinin, üretim girdilerin dışa bağımlılığını en aza indirmekten geçtiğini bilmek durumundayız.
“Tarımda Türkiye Yüzyılı” vizyonu
Küresel krizlerin ve iklim değişiminin etkilerinin her geçen gün daha da ağırlaştığı bu dönemde; her damla suyun, her karış toprağın, iyi bir planlama ve döngüsel tarım ekonomisi yaklaşımı ile değerlendirilmesi bir zorunluluktur. Sektörel dayanıklılık ve risk yönetimi, suyu merkeze alan üretim planlaması, ölçek ekonomisi, dijital izleme, tarım diplomasisi, lisanslı depoculuk ve stratejik stok merkezi olmak, gençlerin tarımda istihdamı ve kırsal dönüşüm; ülkemizin “Tarımda Türkiye Yüzyılı” vizyonunu gerçekleştirmede uygun amaç ve hedefler olarak kendini gösteriyor.
