menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gıda enflasyonu ve TÜİK’in güvenirliği

5 0
latest

Gıda enflasyonu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gündemin ilk sırasına yer­leşti. Mart ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜ­FE), beklentilerin aksine oldukça düşük geldi (%30,87). Gıda enflasyonu (%1,80) ise aylıkta manşet enflasyonun (%1,94) altında gerçek­leşti. Yıllık bazda gıda enflasyonu, manşete göre gerilemekle birlikte hala yüzde 1,5 üze­rinde (%32,36).

Özellikle son aylarda, kış mevsimi ve Rama­zan ayı nedeniyle bir hayli açılan makas, mart ayında neredeyse kapandı.

Açıklanan bu enflasyon verileri; her zaman şahit olduğumuz, kızgınlık, hayal kırıklığı ve az da olsa manipülasyon kokan söylemleri de tırmandırdı elbette.

TÜİK neden hep suçlanır?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her açıkladığı enflasyon verisini toplumun bir ke­simi tepkiyle karşılıyor.

Dilerseniz öncelikle TÜİK’in kapasitesine ve uyguladığı yönteme göz atalım. TÜİK, 81 ilin tamamında ve 239 ilçede TÜFE için fiyat derlemesi yapıyor. Her ay 45 bin civarında ko­nut ve işyerinden 972 madde çeşidi için 636 bin 640 adet fiyat derliyor.

Bu verilerin bir kısmı eli tabletli anketör­lerce, bir kısmı zincir marketlerin kasaların­dan geçen milyonlarca gerçek işlem arasından ve e-ticaret sitelerinden otomatik olarak sağ­lanan veriler şeklinde derleniyor ve uzman­larca analiz ediliyor. Ayrıca TÜFE sepeti de değişen tüketim alışkanlıklarına göre her yıl yenileniyor.

Bu ölçekte veri derlemesi yapabilen bir baş­ka kurum var mı? Hayır… TÜİK’e alternatif enflasyon hesabı yapan ve açıklayan kurumlar ve hatta kişiler var mı? Evet var.

Bazı kurumların enflasyon hesaplarının ve birçok ekonomistin yorumlarının daha yük­sek bir enflasyon oranını göstermesi, siyasi mülahazalarla yapılan değerlendirmeler ve dezenformasyon amaçlı çarpıtma sonuçlar, TÜİK’i tartışmaların merkezine oturtuyor.

Peki, 81 ilden her ay, yarım milyondan faz­la fiyat verisini derlemesine rağmen, toplu­mun bir kesiminde bu rakamlara karşı neden bir direnç ve güvensizlik oluşuyor? Yoksa enf­lasyondan çokça canımız yandığı için mi aşırı tepki gösteriyoruz? Dilerseniz bunun neden­lerini tartışalım.

Hissedilen ve algılanan enflasyon

Güven tartışmalarının ötesinde, hissedilen ve algılanan enflasyonun yüksekliği de TÜİK’e tepkilere neden oluyor. Haftada bir semt pa­zarına, 2-3 güne bir markete giden, evde çoğu vaktini mutfakta geçiren insanımızın gıda enf­lasyonunu daha fazla hissetmesi de doğal.

Psikolojik olarak insan daha çok olumsu­za odaklanır ve bu yüzden fiyatı anormal yük­sek olan meyve ve sebzeler daha çok dikkati­ni çeker. Özellikle mevsimsellik bunu daha da körükler. Örneğin, kış aylarında biberin veya patlıcanın fiyat yüksekliği, tüketicinin genel fiyat algısının yükselmesine neden olabilir.

Güçlü tarım ülkesi olmamıza rağmen neden yüksek gıda enflasyonu?

Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünyada ilk sıralarda olmasıyla dünyanın yedinci bü­yük tarım ekonomisi olmasının nasıl açıkla­nabileceği soruları sürekli gündemde tutulur.

Ancak unutulan bir şey var ki gıda enflasyo­nunu, manşet enflasyonun dinamiklerinden ayıramazsınız. Enerji başta olmak üzere üre­tim girdilerinin neden olduğu maliyet artışı, tarım sektörü için de geçerli.

Gıda enflasyonunun bazı dönemlerde bir­kaç puan daha yüksek seyretmesi tarımın do­ğasından kaynaklanıyor. Tarım sektörü, açık hava fabrikasına benzer. Sonuçta iklim kri­zinin derin etkileri, tarımsal üretimde büyük dalgalanmalar olarak ortaya çıkar.

Maliyet baskısına ek olarak, tarım ürünle­rinin arz ve talep esnekliklerinin düşük olma­sı, üretim veya tedarik zincirindeki en ufak bir aksamanın bile gıda fiyatlarında sıçramalara yol açmasına zemin hazırlıyor.

Ezcümle; rakamlar ne söylerse söylesin, enflasyonla mücadeledeki başarı, ancak mut­faktaki algı ile tablodaki veri buluştuğunda hissedilecektir.


© Dünya