menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’nın konut planı ve Türkiye için zamanı gelen dönüşüm

10 0
26.03.2026

Avrupa Komisyonu’nun kamuoyuna aç­tığı “Avrupa Uygun Fiyatlı Konut Planı, yalnızca AB üyesi ülkeleri değil, konut erişi­minde benzer zorluklarla karşı karşıya olan ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Planın çerçevesi ve gelen 87 geri bildirimin ortak dili şu aslında “Konut artık piyasa koşulla­rına bırakılmayacak kadar temel bir mesele. Uygun fiyatlı konut, sosyal eşitlikten çevre­sel sürdürülebilirliğe, ekonomik istikrardan toplumsal barışa kadar çok katmanlı bir ya­pı taşı”.

Türkiye’de de bu konunun aciliyeti tartı­şılmaz. Ben de bu konu hakkında sürekli yaz­maya gayret ediyorum. Artan maliyetler, dü­şen alım gücü, yetersiz sosyal konut arzı ve kırılgan grupların konut dışlanması artık ye­ni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Avrupa’nın bu stratejisi, bizler için sadece bir örnek değil; aynı zamanda ilham alınabilecek bir çerçeve sunuyor diye düşünüyorum. (Konu hakkında detaylı bilgi öğrenmek isteyenler için bkz. https://housing.ec.europa.eu/euro­pean-affordable-housing-plan_en)

Konut, artık bir hak olarak ele alınmalı

Avrupa’da uygulanmaya çalışılan planın te­melinde, “konut bir insan hakkıdır” anlayışı yatıyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de de konut po­litikalarının yönünü belirlemeli. Artık sadece konut üretmek değil, erişilebilir, sürdürülebi­lir ve yaşanabilir konut üretmek zorundayız. Türkiye’de bu rol ağırlıklı olarak TOKİ eliyle yürütülüyor. Ancak ihtiyaç TOKİ’nin katkıla­rından daha fazlasını işaret ediyor.

Belediyelerin oyuna dahil edilmesi şart

Planda hedef olarak sunulan “sürdürüle­bilir mahalle” modeline yakınsamayan hiç­bir toplu konut projesi, uzun vadede kent bü­tünlüğüne katkı sunamaz. Bu noktada Avru­pa’daki plan, belediyeleri sadece uygulayıcı değil, stratejik ortak olarak tanımlıyor. Tür­kiye’de ise çoğu belediye uygun fiyatlı konut üretiminde yeterli kaynağa ve yetkiye sahip değil. Oysa belediyeler, yerel ihtiyaçlara du­yarlı, topluluk temelli çözümler geliştirebi­lecek en kritik aktörlerden biri. Avrupa Ya­tırım Bankası gibi uluslararası kaynaklardan belediyelerin doğrudan faydalanabileceği fi­nansman mekanizmalarının önü açılmalı.

Kentsel dönüşüm yetmez, yeşil dönüşüm gerekir

Konut politikalarının iklimle uyumlu ha­le gelmesi artık bir tercih değil, zorunluluk. Avrupa’da enerji verimliliği, yenileme proje­leri ve yeşil bina standartları geri bildirim­lerin ortak keseni. Türkiye’de de bu alanda güçlü bir hamleye ihtiyaç var. Kentsel dönü­şüm projeleri yalnızca riskli yapı odaklı ol­mamalı; karbon ayak izi, enerji maliyetleri ve iklim direnci gibi kavramlar da projelerin merkezine yerleştirilmeli.

Kırılgan gruplar için gerçekçi modeller geliştirilmeli

Avrupa planında en dikkat çekici nok­talardan biri, düşük gelirli ve dezavantajlı grupların konut erişimine özel önem veril­mesi. Türkiye’de özellikle gençler, tek ebe­veynli aileler, yaşlılar ve engelliler için ko­nut politikaları hâlâ yeterince ayrıştırılmı­yor. Uygun fiyatlı kiralık konutlar, sosyal konut hibeleri ve destekli konut modelleriy­le bu kesimlerin barınma hakkı güvence altı­na alınmalı.

Yeni finansman modelleri gündeme alınmalı

Avrupa’daki kooperatifler, topluluk temel­li konut girişimleri ve kamu destekli finans­man modelleri Türkiye’de de alternatif ola­rak geliştirilmelidir. Bugün konuta erişimi yalnızca klasik mülkiyet üzerinden düşün­mek, hem finansal sistemin yükünü artırıyor hem de konut arzını yeterince esnek hale ge­tiremiyor. Paylaşımlı mülkiyet, kira destekli mülkiyet ve yeni nesil konut yatırım fonları gibi modeller artık tartışmaya açılmalı.

Avrupa’nın bu yeni planı, salt bir mevzuat değişikliği değil; zihinsel bir dönüşüm çağrısı. Türkiye olarak biz de bu çağrıyı kendi koşul­larımıza göre uyarlayarak, sadece konut üret­meyi değil, daha adil, erişilebilir ve sürdürüle­bilir yaşam alanları üretmeyi hedeflemeliyiz.


© Dünya