Avrupa’nın konut planı ve Türkiye için zamanı gelen dönüşüm
Avrupa Komisyonu’nun kamuoyuna açtığı “Avrupa Uygun Fiyatlı Konut Planı, yalnızca AB üyesi ülkeleri değil, konut erişiminde benzer zorluklarla karşı karşıya olan ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Planın çerçevesi ve gelen 87 geri bildirimin ortak dili şu aslında “Konut artık piyasa koşullarına bırakılmayacak kadar temel bir mesele. Uygun fiyatlı konut, sosyal eşitlikten çevresel sürdürülebilirliğe, ekonomik istikrardan toplumsal barışa kadar çok katmanlı bir yapı taşı”.
Türkiye’de de bu konunun aciliyeti tartışılmaz. Ben de bu konu hakkında sürekli yazmaya gayret ediyorum. Artan maliyetler, düşen alım gücü, yetersiz sosyal konut arzı ve kırılgan grupların konut dışlanması artık yeni bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Avrupa’nın bu stratejisi, bizler için sadece bir örnek değil; aynı zamanda ilham alınabilecek bir çerçeve sunuyor diye düşünüyorum. (Konu hakkında detaylı bilgi öğrenmek isteyenler için bkz. https://housing.ec.europa.eu/european-affordable-housing-plan_en)
Konut, artık bir hak olarak ele alınmalı
Avrupa’da uygulanmaya çalışılan planın temelinde, “konut bir insan hakkıdır” anlayışı yatıyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de de konut politikalarının yönünü belirlemeli. Artık sadece konut üretmek değil, erişilebilir, sürdürülebilir ve yaşanabilir konut üretmek zorundayız. Türkiye’de bu rol ağırlıklı olarak TOKİ eliyle yürütülüyor. Ancak ihtiyaç TOKİ’nin katkılarından daha fazlasını işaret ediyor.
Belediyelerin oyuna dahil edilmesi şart
Planda hedef olarak sunulan “sürdürülebilir mahalle” modeline yakınsamayan hiçbir toplu konut projesi, uzun vadede kent bütünlüğüne katkı sunamaz. Bu noktada Avrupa’daki plan, belediyeleri sadece uygulayıcı değil, stratejik ortak olarak tanımlıyor. Türkiye’de ise çoğu belediye uygun fiyatlı konut üretiminde yeterli kaynağa ve yetkiye sahip değil. Oysa belediyeler, yerel ihtiyaçlara duyarlı, topluluk temelli çözümler geliştirebilecek en kritik aktörlerden biri. Avrupa Yatırım Bankası gibi uluslararası kaynaklardan belediyelerin doğrudan faydalanabileceği finansman mekanizmalarının önü açılmalı.
Kentsel dönüşüm yetmez, yeşil dönüşüm gerekir
Konut politikalarının iklimle uyumlu hale gelmesi artık bir tercih değil, zorunluluk. Avrupa’da enerji verimliliği, yenileme projeleri ve yeşil bina standartları geri bildirimlerin ortak keseni. Türkiye’de de bu alanda güçlü bir hamleye ihtiyaç var. Kentsel dönüşüm projeleri yalnızca riskli yapı odaklı olmamalı; karbon ayak izi, enerji maliyetleri ve iklim direnci gibi kavramlar da projelerin merkezine yerleştirilmeli.
Kırılgan gruplar için gerçekçi modeller geliştirilmeli
Avrupa planında en dikkat çekici noktalardan biri, düşük gelirli ve dezavantajlı grupların konut erişimine özel önem verilmesi. Türkiye’de özellikle gençler, tek ebeveynli aileler, yaşlılar ve engelliler için konut politikaları hâlâ yeterince ayrıştırılmıyor. Uygun fiyatlı kiralık konutlar, sosyal konut hibeleri ve destekli konut modelleriyle bu kesimlerin barınma hakkı güvence altına alınmalı.
Yeni finansman modelleri gündeme alınmalı
Avrupa’daki kooperatifler, topluluk temelli konut girişimleri ve kamu destekli finansman modelleri Türkiye’de de alternatif olarak geliştirilmelidir. Bugün konuta erişimi yalnızca klasik mülkiyet üzerinden düşünmek, hem finansal sistemin yükünü artırıyor hem de konut arzını yeterince esnek hale getiremiyor. Paylaşımlı mülkiyet, kira destekli mülkiyet ve yeni nesil konut yatırım fonları gibi modeller artık tartışmaya açılmalı.
Avrupa’nın bu yeni planı, salt bir mevzuat değişikliği değil; zihinsel bir dönüşüm çağrısı. Türkiye olarak biz de bu çağrıyı kendi koşullarımıza göre uyarlayarak, sadece konut üretmeyi değil, daha adil, erişilebilir ve sürdürülebilir yaşam alanları üretmeyi hedeflemeliyiz.
