Sanayinin üstündeki baskılar artıyor
Son zamanlardaki yazılarımda Türk sanayinin karşı karşıya kaldığı sorunları dile getirmeye çalışıyorum. Ancak bugüne kadar bu sorunlar ülkemizde uygulanan enflasyonla mücadele programının bir yan etkisi olarak ele alındı.
Baskılanmış kur, yüksek faizler ve artan işgücü maliyetlerinin sanayi üzerindeki etkileri sıkça konuşuldu, yazıldı. Tüm bu bahsi geçen sorunlar arz yönlü sorunlar olarak ele alındı. Ancak bir süreden beri Türk sanayi, özellikle ihracat pazarlarında talep yönlü baskılara da maruz kalmaya başladı. Bu etki, ekonomisinin yapısal sorunlarının ihracat pazarlarındaki müşterilerin üzerinde yarattığı etkilerle ilgilidir ve her gün daha da belirgin hale gelmektedir.
Enflasyonist beklentileri bozucu etki
Bölgemizdeki İran-ABD/İsrail savaşı bugüne kadar görmediğimiz ölçüde enerji fiyatlarının artışına neden oldu. Mutlaka bunun ülke ekonomileri üzerine doğrudan etkileri olacaktır. Ama göz ardı edilen bir etkisi de dünya ekonomisindeki enflasyonist beklentileri bozucu etkisidir. Savaşın uzun sürmesi bu beklentileri kalıcı hale gelmesine yol açabilir. Ama beklentilerdeki değişimin bizim gibi ülkelerin ihracat pazarı olan gelişmiş piyasa ekonomilerinde ilk emareleri, görülmeye başlandı. Bunun ilk etkisini daha önceki yazılarda dile getirmeye çalıştım. Yabancıların Türkiye’den umudunu yitirerek, Türkiye’yi tedarik zincirlerinin dışına çıkarttıklarını yazmıştık. Maliyetlerdeki artışları giderici yönde fiyat artış talepleri bu firmaları bunaltmışa benziyor. Ucuz, ama daha da önemlisi fiyatlarında istikrarı yakalamış ülkelerden mal tedarikini tercih etmeye başladılar.
Ancak artan jeopolitik risklerin de etkisiyle birçok alanda işi stratejilerinde de değişim başladı. Aslında bu eğilim daha önceden başlamıştı. Ama savaş bunu daha görünür hale getirdi. Bu yeni eğilim Türki firmalarının bu pazarlardaki rekabet gücünü azaltırken, böyle bir rekabete girmek isteyen firmaları da benzer iş modellerini tercih etmeye zorlamaktadır.
Rekabet şansı ortadan kalkıyor
Artık birçok sektörde büyük oyuncular kendi ülkelerinde üretim yapamıyorlar. Enflasyonist eğilimlerin arttığı bir ortamda ürünlerini Hindistan ve Çin gibi pazarlarda üretip, kendi markaları ile dış pazarlarda satmayı tercih ediyorlar. Hatta üçüncü ülkelere yönelik ihracatlarında bile menşei Asya ülkeleri olan ürünleri markalarının gücüne ve bilinirliğine güvenerek bu ülkelerde pazarlamaya başladılar. Artık bir Alman firmasının Çin’de ve/veya Tayland’da kendi markası altında, bu üretici ülkelerdeki düşük üretim maliyetlerinden yararlanarak ürettikleri mallarla dünya ekonomisinde rekabet etmektedirler.
Bu iş pratikleri Türk firmaları üzerinde de etkisini göstermeye başladı. Zira bakılanmış kur, yüksek faiz ve artan enerji ve işgücü maliyetleri bu firmaların ihracat pazarlarında rekabet şansını ortadan kaldırdı. Onun yerine marka bilinirliği olanlar Uzakdoğu ülkelerinde fason mal üretip kendi markalarını bastırdıkları ürünlerin ihracatını yapma başladı. Dahası bazıları Türkiye’nin ithalat vergilerinden kaçınmak için bu ürünleri bu vergilerden muaf olan AB ülkeleri üzerinden ihracatını yapmaya başladı.
