menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanayinin üstündeki baskılar artıyor

24 0
19.03.2026

Son zamanlardaki yazılarımda Türk sana­yinin karşı karşıya kaldığı sorunları dile getirmeye çalışıyorum. Ancak bugüne kadar bu sorunlar ülkemizde uygulanan enflas­yonla mücadele programının bir yan etki­si olarak ele alındı.

Baskılanmış kur, yüksek faizler ve artan işgücü maliyetlerinin sanayi üzerindeki etkileri sıkça konuşuldu, yazıldı. Tüm bu bahsi geçen sorunlar arz yönlü so­runlar olarak ele alındı. Ancak bir süreden beri Türk sanayi, özellikle ihracat pazarla­rında talep yönlü baskılara da maruz kalma­ya başladı. Bu etki, ekonomisinin yapısal so­runlarının ihracat pazarlarındaki müşteri­lerin üzerinde yarattığı etkilerle ilgilidir ve her gün daha da belirgin hale gelmektedir.

Enflasyonist beklentileri bozucu etki

Bölgemizdeki İran-ABD/İsrail savaşı bugüne kadar görmediğimiz ölçüde ener­ji fiyatlarının artışına neden oldu. Mutla­ka bunun ülke ekonomileri üzerine doğru­dan etkileri olacaktır. Ama göz ardı edilen bir etkisi de dünya ekonomisindeki enflas­yonist beklentileri bozucu etkisidir. Sava­şın uzun sürmesi bu beklentileri kalıcı ha­le gelmesine yol açabilir. Ama beklentiler­deki değişimin bizim gibi ülkelerin ihracat pazarı olan gelişmiş piyasa ekonomilerinde ilk emareleri, görülmeye başlandı. Bunun ilk etkisini daha önceki yazılarda dile ge­tirmeye çalıştım. Yabancıların Türkiye’den umudunu yitirerek, Türkiye’yi tedarik zin­cirlerinin dışına çıkarttıklarını yazmıştık. Maliyetlerdeki artışları giderici yönde fi­yat artış talepleri bu firmaları bunaltmışa benziyor. Ucuz, ama daha da önemlisi fiyat­larında istikrarı yakalamış ülkelerden mal tedarikini tercih etmeye başladılar.

Ancak artan jeopolitik risklerin de et­kisiyle birçok alanda işi stratejilerinde de değişim başladı. Aslında bu eğilim daha önceden başlamıştı. Ama savaş bunu daha görünür hale getirdi. Bu yeni eğilim Türki firmalarının bu pazarlardaki rekabet gü­cünü azaltırken, böyle bir rekabete girmek isteyen firmaları da benzer iş modellerini tercih etmeye zorlamaktadır.

Rekabet şansı ortadan kalkıyor

Artık birçok sektörde büyük oyuncu­lar kendi ülkelerinde üretim yapamıyor­lar. Enflasyonist eğilimlerin arttığı bir or­tamda ürünlerini Hindistan ve Çin gibi pazarlarda üretip, kendi markaları ile dış pazarlarda satmayı tercih ediyorlar. Hatta üçüncü ülkelere yönelik ihracatlarında bi­le menşei Asya ülkeleri olan ürünleri mar­kalarının gücüne ve bilinirliğine güvene­rek bu ülkelerde pazarlamaya başladılar. Artık bir Alman firmasının Çin’de ve/veya Tayland’da kendi markası altında, bu üre­tici ülkelerdeki düşük üretim maliyetlerin­den yararlanarak ürettikleri mallarla dün­ya ekonomisinde rekabet etmektedirler.

Bu iş pratikleri Türk firmaları üzerinde de etkisini göstermeye başladı. Zira bakılanmış kur, yüksek faiz ve artan enerji ve işgücü ma­liyetleri bu firmaların ihracat pazarlarında rekabet şansını ortadan kaldırdı. Onun ye­rine marka bilinirliği olanlar Uzakdoğu ül­kelerinde fason mal üretip kendi markaları­nı bastırdıkları ürünlerin ihracatını yapma başladı. Dahası bazıları Türkiye’nin ithalat vergilerinden kaçınmak için bu ürünleri bu vergilerden muaf olan AB ülkeleri üzerinden ihracatını yapmaya başladı.


© Dünya