Sanayide ne yapmal
Son zamanlarda iktidarın kısa bir süre sonra seçim ekonomisi uygulamalarına başlayacağı konuşulmaya başlandı. Maalesef 2018 yılı ve sonrasında iktidar bu yönde pratiklere ihtiyaç duymaya başladı. Oysa AKP iktidarının ekonomideki en önemli çıpalarından biri mali disipline bağlılığı idi. Ne pahasına olursa olsun, bu disiplinden vazgeçilmemesi ekonomi kamuoyunda takdir topluyordu. Ama her şey 2018 sonrasında değişmeye başladı.
Son zamanlarda artan söylentiler, olası bir seçime yönelik olarak, iktidarın tüketimi körükleyecek uygulamalara hız vereceği yönünde. Belki bu tedbirler seçimlerde istenilen sonuçların alınmasına katkıda bulunabilir ama reel sektörün bugünkü sorunlarına çare olmaları düşük ihtimal.
Türk sanayisinin sorunları iki aşamalı olarak ele alınmalı. Buna göre çözülmeleri de iki aşamalı uygulanabilecek politikalarla mümkün olacaktır.
İlk aşamada kısa dönemde mevcut sanayimizin “dayanıklılığını” (resilience) arttırıcı tedbirlere yoğunlaşılmalı. Ekonomideki güven arttırıcı tedbirler, iş yapma pratiklerinin kolaylaştırılması, siyasi ve ekonomik istikrar, makul fiyatlı krediye erişim, gerçekçi kur gibi bugün hala özel sektörün gündeminde olan talepler sektörün dayanıklılığını artırıcı etki yapabilir.
İkinci aşamada yapılması gerekenler daha çok orta ve uzun dönemde sonuçları görülebilecek politikalara önem vermektir. Bunu da “sanayide dönüşüm” (structural transformation) süreci olarak ifade etmek mümkündür. Türk sanayinin uluslararası rekabet gücünü arttıracak tedbirlerin de bu başlıkta ele almak mümkündür. Bu bağlamda dönüşümün yönünü belirleyen ise üç temel başlıkta atılacak adımlardır. Bunlar sırasıyla i) dijitalleşme, ii) yeşil ekonomi, iii) enerji verimliliğinin arttırılmasıdır. Özellikle sonuncusu ekonominin enerjide dışa bağımlılığını azaltmayı da sağlayacağı için cari açık üzerinde de etkili olacaktır.
Ekonomide koordinasyon eksikliği
Maalesef bu üç alanda mesafe kat edilebilmesi bir yanda kamunun bu amaçlara yönelik altyapı projeleri yapmasını zorunlu kılmaktadır. Diğer yanda ise bu alanların bazılarında özel kesimin de adım atmasını kolaylaştıracak mali ve bürokratik düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak bunlardan da önemlisi Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu bu amaçları benimsemiş, bunların çözümü yönünde uygulanacak politikaları koordine edebilecek bir örgütlenmenin eksik olmasıdır.
Bu konu tek veya birkaç bakanın faaliyet alanlarındaki politikalar ile halledilemez. Mutlaka bu amaçlar doğrultusundaki politikaların koordinasyondan sorumlu yönetici bir bakanlığın devrede girmesi gerekmektedir. Şu an için böyle bir bakanlık yoktur. Korkarım bugünlerde kamuoyunun gündeminde olan seçim ekonomisi uygulamaları ülkenin bu sorunlarına yönelik politikaların finansmanını konu edinmeyecektir.
Çok daha kötüsü acil çözüm bekleyen bu sorunların çözümü ertelenecektir. Ancak bugün Türk sanayinin içinde bulunduğu ekonomik durum böyle bir dönüşümü sağlayacak iktisadi ve bürokratik bir çevre olmadan ve sadece kendi imkanlarıyla böyle bir dönüşümü yapmasına izin vermemektedir.
Özellikle kısa dönem de sanayi şirketlerinden verimlilik artışı sağlayacak tedbirler almalarını istemenin ve/veya katma değeri daha yüksek üretim yapmalarını önermenin firmaların mali dayanıklıklarını arttırabilmelerine katkı yapması beklemek doğru olmaz.
Firmaların SMM’lerini düşürebilmeleri gerçekçi kur uygulanmasına bağlı
Öncelikle firmalar verimlilik arttırıcı teknolojik ve idari tüm tedbirleri alsalar bile bunun satılan mallın maliyeti üzerine etkisi son derecede sınırlı olacaktır. Bu, özellikle dış pazarlarda yoğun rekabet baskısı altında olan şirketler için çok daha fazla geçerlidir. Dikkat edilirse bir şirkette satılan malın maliyetini belirleyen faktörlerin maliyet tarafında enerji, hammadde, işçilik bulunmaktadır. Bunların hiçbiri firmaların kontrolünde değildir. Tek kontrol edebildikleri istihdam miktarını belirlemektir. Bunun da bir sınırı var uygulamada.
Gelirler tarafında ise temel belirleyici fiyattır. İhracatçı firmalar için ise fiyatla birlikte kur da firma satış gelirlerini etkiler. Ancak bugünkü koşullar ve uluslararası rekabetin şiddetti Türk firmalarının yeni fiyat geçişlerini imkânsız hale getiriyor. Ama daha da önemlisi sürekli değer kazanan TL de şirket kazançlarının azalmasına yol açıyor. Bu durum şirketlerin işletme sermayesinden kayıplara neden olmakta ve onların şoklara karşı dayanıklığını azaltmaktadır. Bu durum tüm Türk sanayisinin ortak sorunudur. Görünen o ki bir türlü bitirilemeyen enflasyonla mücadelenin süresi uzadıkça Türk sanayinin baskılanan kurların yol açtığı bu duruma daha uzun süre maruz kalacağı anlaşılmaktadır.
