menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Türkiye Yüzyılı’nda sermaye piyasaları vizyonu

11 0
yesterday

Hukukçu-Finans Uzmanı FATİH KAYNARCA

Neden dünyanın en büyük emeklilik fonları, sigor­ta şirketleri, egemen var­lık fonları ve uzun vadeli kurumsal yatırımcıları Türkiye’ye ayırdıkla­rı sermayeyi sınırlı tutmaktadır?

Bu sorunun cevabı çoğu zaman şirketlerde değil, piyasa mimari­sinde yatmaktadır.

Türkiye’de faaliyet gösteren birçok şirket; büyüme potansiye­li, ihracat kapasitesi, operasyonel verimliliği ve kârlılığı açısından birçok gelişmekte olan ülke şirket­lerinden daha güçlüdür. Buna rağ­men şirketlerimizin önemli bir bö­lümü uluslararası benzerlerine gö­re ciddi değerleme iskontolarıyla işlem görmektedir. Bunun temel nedeni çoğu zaman şirket riski de­ğil, piyasa riski. Çünkü yatırımcı­lar yalnızca şirketleri değil, kural­ları, kurumları ve düzenleyici kali­teyi de fiyatlar.

Finans teorisinin en temel ger­çeklerinden biri, sermaye maliye­tinin yalnızca şirket performan­sına değil, yatırımcının algıladığı belirsizlik seviyesine de bağlı ol­masıdır. Güçlü kurumsal yönetim, öngörülebilir düzenlemeler ve ya­tırımcı haklarının etkin korunma­sı risk primini düşürür. Risk primi düştüğünde şirketlerin sermaye maliyeti azalır, değerlemeler yük­selir ve yatırımlar hızlanır. Dola­yısıyla sermaye piyasası reformla­rı yalnızca borsayı değil, doğrudan ekonomik büyümeyi de etkiler.

Bugün bir yatırımcı Türkiye ve yatırım yapmama gibi iki seçenek arasında seçim yapmamaktadır. Türkiye ile Hindistan, Suudi Ara­bistan, Birleşik Arap Emirlikleri veya Singapur arasında seçim yap­maktadır. Bu nedenle Türkiye ser­maye piyasalarının referans nok­tası kendi geçmişi değil, rakip fi­nans merkezleri olmalıdır.

Son yıllarda Dubai Internatio­nal Financial Centre (DIFC), Abu Dhabi Global Market (ADGM) ve Suudi Arabistan sermaye piyasa­ları gerçekleştirdikleri reformlar­la küresel sermayeden önemli pay almayı başarmıştır. Bu başarının temelinde yalnızca ekonomik bü­yüme değil; öngörülebilir regü­lasyon, güçlü kurumsal yapı, yatı­rımcı dostu uygulamalar ve uzun vadeli sermaye çekme stratejileri bulunmaktadır. Sermaye aslında yüksek getiriden önce güven ara­maktadır.

Türkiye’nin öncelikli hedefleri

Bu noktada Türkiye’nin önce­likli hedeflerinden biri, sermaye piyasası düzenlemelerini dünya­nın en gelişmiş piyasalarıyla daha uyumlu hale getirmek olmalıdır. Halka arz standartlarından kamu­yu aydınlatma yükümlülüklerine, kurumsal yönetim ilkelerinden yaptırım mekanizmalarına kadar her alanda SEC ve FCA benzeri ku­rumların uygulamaları yakından takip edilmeli ve mevzuat sürekli güncellenmelidir. Küresel serma­ye, öngörülebilir ve uluslararası standartlara yakın piyasaları ter­cih etmektedir.

Ancak güçlü mevzuat tek başı­na yeterli değildir. Güçlü sermaye piyasaları güçlü kurumlarla inşa edilir. Düzenleyici kurumların ka­litesi yalnızca sahip oldukları yet­kilerle değil, bünyelerinde çalıştı­rabildikleri insan kaynağıyla ölçü­lür. SEC, FCA veya Singapur Para Otoritesi gibi kurumlar dünyanın en başarılı hukukçularını, ekono­mistlerini ve finans profesyonelle­rini bünyelerine çekebilmektedir. Türkiye’de de SPK’nın özlük hak­larının güçlendirilmesi, kariyer imkanlarının geliştirilmesi ve ku­rumsal prestijinin artırılması yal­nızca bir personel politikası değil, sermaye piyasalarının geleceği­ne yapılacak stratejik bir yatırım­dır. Türkiye’nin en başarılı genç­lerinin çalışmak istediği kurumlar arasında yeniden........

© Dünya