menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belirsizlik kıskacında bir dünya ve Türkiye

6 0
24.02.2026

Küresel ekono­mi, 2026 yı­lına girerken alışık oldu­ğu “istikrar­lı büyüme” arayışından ziyade, “je­opolitik fay hatlarının” sarsıntılarıyla karşı karşı­ya. ABD’de Yüksek Mahke­me’nin Başkan Trump’ın bazı tarifelerini yasaya aykırı bulmasıyla başla­yan hukuki kriz, Washing­ton-Tahran hattındaki as­keri hareketlilik ve tekno­loji devlerinin yapay zeka yarışı; sadece piyasa veri­lerini değil, modern ticare­tin kurallarını da temelin­den sarsıyor.

Washington’da hukuk ve siyaset çatışması

ABD Yüksek Mahkeme­si’nin, Trump yönetimi­nin “acil durum” yetkileri­ni kullanarak devreye aldı­ğı tarifeleri hukuka aykırı bulması, küresel piyasalar­da ilk etapta bir nefeslen­me yaratsa da, bu duru­mun kalıcı bir iyimserliğe dönüşmesi zor görünüyor. Trump yönetiminin ithalat tarifelerini artırma kararlı­lığı sarsılmış değil; sadece araçlar değişiyor. Trump’ın mahkeme kararına yanıt olarak küresel gümrük ver­gisini önce %10, ardından %15 olarak revize etme­si, ticaret politikalarındaki öngörülebilirliği tarihin en düşük seviyelerine çekmiş durumda.

Bu belirsizlik, Atlan­tik’in diğer yakasında da ciddi bir karşılık buldu. Avrupa Birliği’nin, ABD ile yapılan ticaret anlaşması­nın onay sürecini dondur­maya hazırlanması, tran­satlantik ilişkilerde yeni bir “güven krizinin” haber­cisi. ABD’li diplomatların, Avrupa’nın savunma prog­ramlarından ABD şirket­lerini dışlamasına yöne­lik uyarıları ise ekonomik rekabetin ulusal güvenlik kalkanına nasıl büründü­ğünü kanıtlıyor.

Asya’nın dönüşümü ve enerji hattındaki barut kokusu

Ticaret savaşlarının oda­ğındaki Asya, bu süreçten en radikal şekilde etkilene­cek bölge gibi duruyor. As­ya ticaretinin giderek daha bölgesel hale gelebileceği­ne ve ABD ile olan ticaret akışlarının stratejik öne­minin azalabileceğine işa­ret ediyor. Bu, on yıllardır süren “Amerikan merkez­li küresel tedarik zinciri” modelinin sonu anlamına gelebilir.

Madalyonun diğer yü­zünde ise Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki as­keri tahkimat var. ABD’nin bölgedeki savaş gemisi sa­yısını 23’e çıkarması ve uçak gemisi USS Gerald R. Ford’un varlığı, diploma­tik masanın arkasındaki “sopa”nın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. New York Times’ın iddia ettiği “hedefli saldırı” senaryola­rı, ons altının 5 bin 160 do­lar seviyelerine tırmanma­sını ve piyasalardaki risk algısının zirve yapmasını açıklıyor. Enerji koridor­larındaki bu gerilim, Brent petrolün 70 dolar bandın­daki kırılgan seyrini her an yukarı yönlü bozabilir.

Türkiye için riskler ve fırsatlar penceresi

Küresel ölçekteki bu ka­os, Türkiye ekonomisi ve iş dünyası için hem bir test hem de stratejik bir ma­nevra alanı sunuyor. Bor­sa İstanbul’un (BIST 100) küresel satış baskısına rağ­men 14.000 puan seviyele­rinde tutunma çabası, ye­rel varlıkların direncini gösterse de dışsal şoklara karşı bağışıklığımızın tam olduğunu söylemek güç.

Türkiye perspektifinden bakıldığında üç kritik başlık öne çıkıyor:

l Tedarik Zinciri ve İhracat:

ABD ve AB arasındaki ta­rife gerginliği, Türkiye için “güvenilir liman” ve “yakın coğrafyadan tedarik” avan­tajını yeniden parlatabi­lir. Ancak Trump’ın küre­sel %15’lik vergi tehdidi, Türk ihracatçısının ABD pazarındaki rekabetçiliği­ni doğrudan tehdit ediyor.

Mevcut durum ve rakamsal görünüm

1 2025 yılı sonu itibarıy­la Türkiye’nin toplam ihracatı 273,3 milyar do­lar seviyesine ulaşırken, ABD bu tablodaki ağırlığı­nı korudu. 2026 Ocak ve­rileri, aylık bazda ABD’ye yaklaşık 1,22 milyar dolar ihracat yaptığımızı ve ay­nı dönemde ABD’den 2,87 milyar dolar ithalat gerçek­leştirdiğimizi gösteriyor.

2 Ticaret Hacmi: 100 mil­yar dolar hedefinden hala uzak olsa da, yıllık 30- 35 milyar dolar bandında dengelenmiş bir hacim söz konusu.

3 İhracatın Karşılama Oranı: Genel ticaret dengesinde bu oran %72 ci­varındayken, ABD ile olan ticaretimiz daha dengeli ve stratejik ürün odaklı ilerli­yor.

İran ile yaşanabilecek bir askeri çatışma, Türkiye’nin enerji ithalat maliyetlerini ve bölgesel güvenliğini doğ­rudan etkileyecektir. An­kara’nın bu süreçte «den­geleyici» rolü, ekonomik istikrar açısından hayati önemdedir.

Nvidia, Oracle ve Meta gibi devlerin yapay zeka or­taklıkları, küresel sermaye­nin nereye aktığını gösteri­yor. Türkiye’nin bu tekno­lojik “yeni düzende” sadece bir pazar değil, üretim üs­sü olarak yer alması, ticaret savaşlarının yaratacağı re­fah kaybını telafi etmenin tek yoludur.

Sonuç: Kaostan çıkışın anahtarı «çeviklik”

Dolar endeksinin (DXY) 97,5 seviyelerine gerileme­si veya Fed’in faiz indirimi beklentileri, artık tek başı­na piyasaları okumaya yet­miyor. Artık ekonomi yö­netimi, sadece bilançolara değil, savaş gemilerinin ro­tasına ve yüksek mahkeme kararlarına da bakmak zo­runda. 2026 yılı, ticaretin sadece rakamlarla değil, je­opolitik hamlelerle yapıl­dığı bir yıl olacak. Türkiye, bu fırtınalı denizde ticaret rotalarını çeşitlendirerek ve üretimde teknolojik de­rinliği artırarak ayakta ka­labilir.


© Dünya