Belirsizlik kıskacında bir dünya ve Türkiye
Küresel ekonomi, 2026 yılına girerken alışık olduğu “istikrarlı büyüme” arayışından ziyade, “jeopolitik fay hatlarının” sarsıntılarıyla karşı karşıya. ABD’de Yüksek Mahkeme’nin Başkan Trump’ın bazı tarifelerini yasaya aykırı bulmasıyla başlayan hukuki kriz, Washington-Tahran hattındaki askeri hareketlilik ve teknoloji devlerinin yapay zeka yarışı; sadece piyasa verilerini değil, modern ticaretin kurallarını da temelinden sarsıyor.
Washington’da hukuk ve siyaset çatışması
ABD Yüksek Mahkemesi’nin, Trump yönetiminin “acil durum” yetkilerini kullanarak devreye aldığı tarifeleri hukuka aykırı bulması, küresel piyasalarda ilk etapta bir nefeslenme yaratsa da, bu durumun kalıcı bir iyimserliğe dönüşmesi zor görünüyor. Trump yönetiminin ithalat tarifelerini artırma kararlılığı sarsılmış değil; sadece araçlar değişiyor. Trump’ın mahkeme kararına yanıt olarak küresel gümrük vergisini önce %10, ardından %15 olarak revize etmesi, ticaret politikalarındaki öngörülebilirliği tarihin en düşük seviyelerine çekmiş durumda.
Bu belirsizlik, Atlantik’in diğer yakasında da ciddi bir karşılık buldu. Avrupa Birliği’nin, ABD ile yapılan ticaret anlaşmasının onay sürecini dondurmaya hazırlanması, transatlantik ilişkilerde yeni bir “güven krizinin” habercisi. ABD’li diplomatların, Avrupa’nın savunma programlarından ABD şirketlerini dışlamasına yönelik uyarıları ise ekonomik rekabetin ulusal güvenlik kalkanına nasıl büründüğünü kanıtlıyor.
Asya’nın dönüşümü ve enerji hattındaki barut kokusu
Ticaret savaşlarının odağındaki Asya, bu süreçten en radikal şekilde etkilenecek bölge gibi duruyor. Asya ticaretinin giderek daha bölgesel hale gelebileceğine ve ABD ile olan ticaret akışlarının stratejik öneminin azalabileceğine işaret ediyor. Bu, on yıllardır süren “Amerikan merkezli küresel tedarik zinciri” modelinin sonu anlamına gelebilir.
Madalyonun diğer yüzünde ise Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki askeri tahkimat var. ABD’nin bölgedeki savaş gemisi sayısını 23’e çıkarması ve uçak gemisi USS Gerald R. Ford’un varlığı, diplomatik masanın arkasındaki “sopa”nın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. New York Times’ın iddia ettiği “hedefli saldırı” senaryoları, ons altının 5 bin 160 dolar seviyelerine tırmanmasını ve piyasalardaki risk algısının zirve yapmasını açıklıyor. Enerji koridorlarındaki bu gerilim, Brent petrolün 70 dolar bandındaki kırılgan seyrini her an yukarı yönlü bozabilir.
Türkiye için riskler ve fırsatlar penceresi
Küresel ölçekteki bu kaos, Türkiye ekonomisi ve iş dünyası için hem bir test hem de stratejik bir manevra alanı sunuyor. Borsa İstanbul’un (BIST 100) küresel satış baskısına rağmen 14.000 puan seviyelerinde tutunma çabası, yerel varlıkların direncini gösterse de dışsal şoklara karşı bağışıklığımızın tam olduğunu söylemek güç.
Türkiye perspektifinden bakıldığında üç kritik başlık öne çıkıyor:
l Tedarik Zinciri ve İhracat:
ABD ve AB arasındaki tarife gerginliği, Türkiye için “güvenilir liman” ve “yakın coğrafyadan tedarik” avantajını yeniden parlatabilir. Ancak Trump’ın küresel %15’lik vergi tehdidi, Türk ihracatçısının ABD pazarındaki rekabetçiliğini doğrudan tehdit ediyor.
Mevcut durum ve rakamsal görünüm
1 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam ihracatı 273,3 milyar dolar seviyesine ulaşırken, ABD bu tablodaki ağırlığını korudu. 2026 Ocak verileri, aylık bazda ABD’ye yaklaşık 1,22 milyar dolar ihracat yaptığımızı ve aynı dönemde ABD’den 2,87 milyar dolar ithalat gerçekleştirdiğimizi gösteriyor.
2 Ticaret Hacmi: 100 milyar dolar hedefinden hala uzak olsa da, yıllık 30- 35 milyar dolar bandında dengelenmiş bir hacim söz konusu.
3 İhracatın Karşılama Oranı: Genel ticaret dengesinde bu oran %72 civarındayken, ABD ile olan ticaretimiz daha dengeli ve stratejik ürün odaklı ilerliyor.
İran ile yaşanabilecek bir askeri çatışma, Türkiye’nin enerji ithalat maliyetlerini ve bölgesel güvenliğini doğrudan etkileyecektir. Ankara’nın bu süreçte «dengeleyici» rolü, ekonomik istikrar açısından hayati önemdedir.
Nvidia, Oracle ve Meta gibi devlerin yapay zeka ortaklıkları, küresel sermayenin nereye aktığını gösteriyor. Türkiye’nin bu teknolojik “yeni düzende” sadece bir pazar değil, üretim üssü olarak yer alması, ticaret savaşlarının yaratacağı refah kaybını telafi etmenin tek yoludur.
Sonuç: Kaostan çıkışın anahtarı «çeviklik”
Dolar endeksinin (DXY) 97,5 seviyelerine gerilemesi veya Fed’in faiz indirimi beklentileri, artık tek başına piyasaları okumaya yetmiyor. Artık ekonomi yönetimi, sadece bilançolara değil, savaş gemilerinin rotasına ve yüksek mahkeme kararlarına da bakmak zorunda. 2026 yılı, ticaretin sadece rakamlarla değil, jeopolitik hamlelerle yapıldığı bir yıl olacak. Türkiye, bu fırtınalı denizde ticaret rotalarını çeşitlendirerek ve üretimde teknolojik derinliği artırarak ayakta kalabilir.
