menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Komşuda pişer bize de düşer: Alman, Çin ve Türk sanayileri

12 0
16.03.2026

“Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına. Ortada bir tencere, boş mu, dolu mu bilen yok.” Barış Manço

Dünya genelinde salgın sonra­sı ortaya çıkan sosyo-teknolojik düzen şekil kazanıyor. Geçtiği­miz hafta açıklanan veriler küre­sel tablonun tamamlayıcı parça­larıydı:

* Çin ocak-şubat ihracatı yıllık %22 arttı.

* Alman Ocak sınai üretimi yıllık %1,2 daraldı.

* Alman ocak ihracatı yıllık %0,6 arttı.

* Türk ocak sınai üretimi yıllık %1,8 daraldı.

* Türk şubat ihracatı yıllık %1,6 artışla takvim gününe göre rekor seviyede gerçekleşti.

K harfinin uzayan kolları: Karanlık fabrikalar

Sosyo-teknolojik konjonktürü bir yıl önceki yazımızda “K-Tipi” şeklinde nitelemiştik. Hızlanan dijitalleşme, enerji dönüşümü ve güvenlik harcamaları bazı sektör­leri yukarı taşırken emek yoğun üretim alanları geriliyor. Üreti­min değeri artarken istihdamın ağırlığı azalıyor.

Çin’de yüksek teknoloji ihracatı ivme yakalarken tekstil, oyuncak ve mobilya gibi geleneksel sektör­ler daralıyor. Otomasyon, robotik sistemler ve yapay zekâ destekli üretim hatları yaygınlaşıyor; in­san işgücünün neredeyse bulun­madığı “dark factory” üretim mo­deli giderek normalleşiyor.

Ancak dönüşümün bir bedeli var. Organize sanayi bölgelerin­de geçici işçiler dahi yevmiyele­rini kazanmakta zorlanıyor, üc­retler düşüyor ve hane gelirleri baskı altında kalıyor. Üretim ar­tarken istihdamın aynı hızla bü­yümemesi K-tipi ayrışmanın sos­yal boyutunu görünür kılıyor.

Sosyo-teknolojinin yeni merkezi: Dijital savunma

Almanya geçtiğimiz yılın ba­şındaki seçimlerle siyasal mer­kezde mutabakata ulaş­tı: Ülke savunmasının pekiştirilmesi. Aske­ri kapasitenin arttırıl­ması için kamu maliye­si seferberliğine gidildi. Yüksek bütçeli yatırım planları hazırlandı ve yürürlüğe kondu.

Almanya’nın uzun va­de perspektifinde yapı­sal sınai dönüşümü küresel den­geleri sarstı. PMI verileri Alman sanayisinin toparlanma eğilimi­ne girdiğini gösteriyor. Ancak genel yaygın bir toparlanmadan söz etmek kolay değil. Zira res­mi üretim verileri PMI endeksi ile aynı doğrultuda seyretmiyor: Yatırım malları etrafında şekille­nen bir hareketlilik var.

Bu hareketlilik değer zinciri üzerinden doğrudan Çin ve Türk üretim – ihracat yapısına yansı­yor. Verilerin detayları incelen­diğinde hem Çin’de hem de Tür­kiye’de aynı desen karşımıza çı­kıyor:

* Tekstil ve hazır giyim Çin’de %2 Türkiye’de %16 daralıyor.

* Mobilya Çin’de %6 Türki­ye’de %8 daralıyor.

* Otomotiv Çin’de %8 Türki­ye’de %4 artıyor.

* Elektronik Çin’de %27 Tür­kiye’de %39 artıyor.

Küreselleşme geri çekilmiyor: Bütünleşik zihniyet

Alman lojistik devi DHL, geç­tiğimiz hafta New York Üniver­sitesi iş birliğinde küreselleşme­ye yönelik son çalışmanın detay­larını açıkladı. Çalışma, tedarik zinciri ile değer zinciri arasında­ki farkı; yani “near-shoring” ile “friend-shoring” ayrışmasını or­taya koyuyor.

Yakın bölgelerden ticaret hac­mi daralırken küresel ticaret, jeopolitik gerilimlere ve artan gümrük tarifelerine rağmen ge­nişlemeyi sürdürüyor. Ortalama mesafe uzuyor. Son on yılda tica­ret akımlarının yalnızca %4-6’sı jeopolitik rakiplerden uzaklaş­mış durumda. Başka bir ifadeyle dünya ekonomisi bloklara ayrıl­maktan çok riskleri dağıtarak ye­niden bağlanıyor. Küresel ticare­tin 2029’a kadar yıllık ortalama %2,6 büyümeye devam edeceği öngörülüyor.

15 Aralık tarihli “Sınırın Güne­yinde” başlıklı yazımızda tedarik zincirlerinde zihniyet uyumu­nun önemine değinmiştik. 3 Ocak günkü “Türkiye Ekonomisinde Yön” yazımızda ise Avrupa paza­rına girişte belirleyici rol oyna­yacak yeni eşikleri tartışmıştık. “Made in Europe” bir yerli malı özendirme sloganı değil. Kültü­rel bakış açısı. Karbon düzenle­meleri ve üretim standartları Av­rupa pazarına girmek isteyen ül­keler için yeni bir zihniyet çıtası oluşturuyor. Baden-Wüttenberg eyalet seçiminde Yeşiller’in zafe­ri göz ardı edilemeyecek bir dina­mik. Değer zincirinin kapısı artık yalnızca fiyat rekabetiyle değil, kurumsal uyumla açılıyor.

Sonuç: Aynı kazan, farklı kepçeler

Ortaya çıkan tablo basit bir ticaret artışından ibaret değil. Küresel üretim sistemi aynı an­da iki yönde ilerliyor. Bir yan­da teknoloji yoğun üretim hızla büyüyor, diğer yanda emek yo­ğun sektörler daralıyor. Çin’de fabrikalar robotlarla çalışırken Almanya savunma ve sermaye mallarına yöneliyor. Türkiye ise bu iki akımın arasında kendine yeni bir yer açmaya çalışıyor.

Sanayide yaşanan dönüşümün tamamlayıcı ayağı ise hizmet ti­careti. Türkiye’nin yazılım, tu­rizm, lojistik ve dijital hizmet ih­racatı son yıllarda hızla artıyor – şubat itibarıyla yıllıklandırıl­mış hizmet ihracatı 123,2 mil­yar ABD Doları öngörülüyor. Bu alanlar yüksek katma değer üre­tirken aynı zamanda küresel de­ğer zincirlerine entegrasyonu kolaylaştırıyor.

Dolayısıyla odak yalnızca ih­racatın artması değil. Hangi ih­racatın arttığı. Dünya ticareti büyümeye devam ediyor; fakat bu büyüme artık farklı bir karak­ter taşıyor. Komşuda pişen ye­meğin kokusu geliyor. Masaya oturabilmek için artık yalnızca mutfağın değil, tarifin de değiş­mesi gerekiyor.


© Dünya