Mekke İttifakı: Bir Antlaşmadan Fazlası mı, Yoksa Yeni Bir Jeopolitik Düzenin Başlangıcı mı?
Tarih, imzaları değil; o imzaların değiştirdiği güç dengelerini hatırlar…
Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma antlaşmasını sadece üç ülkenin attığı bir imza olarak okumak büyük bir hata olur. Bu gelişme, son yirmi yılın en önemli jeopolitik kırılmalarından biri olabilir. Çünkü ilk kez İslam dünyasının üç farklı güç merkezi; ekonomik güç, askeri teknoloji ve nükleer caydırıcılık ortak bir güvenlik şemsiyesi altında buluşmuştur. Antlaşmanın temel maddesi olan "bir ülkeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması" NATO'nun 5. maddesini andıran yeni bir güvenlik mimarisine işaret etmektedir.
Ancak ben bu gelişmenin asıl öneminin askeri değil, psikolojik olduğuna inanıyorum.
Yaklaşık yarım asırdır Ortadoğu'nun güvenlik mimarisi Washington tarafından kuruluyor, krizlerin sınırları Tel Aviv'in güvenlik algısına göre belirleniyordu. Bugün ise ilk defa bölge ülkeleri, güvenliklerini tamamen dış güçlere emanet etmek yerine kendi aralarında kurumsal bir mekanizma oluşturabileceklerini göstermektedir. Bu yönüyle Mekke Antlaşması, yalnızca bir savunma sözleşmesi değil; bağımsız stratejik irade beyanıdır.
Fakat burada üzerinde durulması gereken önemli eksiklikler de vardır.
Birincisi, bu ittifak henüz ekonomik birlik değildir. Avrupa Birliği'nin arkasında ortak pazar vardır. NATO'nun arkasında devasa bir sanayi ve lojistik ağı bulunur. Mekke İttifakı'nın ise henüz ortak savunma sanayii planı, ortak fon sistemi, ortak komuta merkezi, ortak askeri doktrini ve müşterek üretim mekanizması açıklanmış değildir. Savunma anlaşmaları ancak ekonomik entegrasyonla desteklenirse kalıcı olur.
İkinci önemli eksiklik ise siyasi genişliktir.
Bugün masada üç ülke bulunmaktadır. Oysa Katar, Azerbaycan, Endonezya, Malezya ve bazı Körfez ülkeleri zaman içinde........
