Gannuşi’nin Gelecek Tahayyülü ve Batının Korkusu…
Epey zamandır farklı konuların öne geçmesi sebebiyle yazmayı isteyip de ertelediğim bir meseleydi, mümtaz alim siyasetçi Raşid Gannuşi’nin durumu…
Nahda Hareketi’nin lideri Gannuşi 85 Yaşında ve üstelik hasta olmasına rağmen Tunus’ta zindanda tutuluyor, dahası müebbetlik!..
Ömrü zindanlar ve sürgünde geçmiş âlim liderlerin neyle suçlandıklarını az çok tahmin edebilirsiniz. Gannuşi de Tunus mahkemelerince "Gizli örgüt" kurmak ve benzeri suçlamalarla zindanda tutuluyor.
2011’deki “Arap Baharı” sonrası aynı yılın 23 Ekim’inde yapılan seçimlerde birinci parti çıkmasına ve tek başına hükümet kurabilecekken Troyka (yani üçlü koalisyon) hükümetini oluşturmuştu Gannuşi. Başbakan olabilecekken olmadı, hareketin siyasi lideri olarak kaldı. Nahda’nın genel sekreteri Hammadi Cibali başbakan oldu.
Ancak karanlık yapılar işbaşındaydı.
Belliydi ki dönüşüm ya çok zorlu olacak ya da farklı acılara kapı aralayacaktı.
Bu süreçte öne çıkan; parti kurma, oy vermenin haram olduğunu söyleyen bazı grup ve sesler, İslami bir hareket olan En Nahda’nın ülkede derhal şeriat yasalarını uygulaması gerektiğini dillendiriyordu.
Bu istek öyle hemen olabilecek bir şey değildi ve kasıtlı ya da bilinçsizce yapıldığı da belliydi. Gannuşi, özel oturumlarda her ne kadar bu gruplardan gelen istekleri desteklediklerini ve elbette olumlu olduğunu ancak bu istekleri şartlar olgunlaşmadan dillendirmenin zamanı olmadığını ifade etse de fayda etmiyordu. Bu durum şeriat karşıtlarını da harekete geçirmişti.
Çiçeği burnunda hükümet, devraldığı dikta rejimi siyasi söylem çatışmalarının gölgesinde adalet ve insani anlamda dönüştürmekle uğraşırken iki önemli suikast yaşandı.
Sol frekanslı Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Belıyd ve yine sol eğilimli Halk Hareketi Partisi Genel Sekreteri olan milletvekili Muhammed Brahmi, 2013 yılında altı ay aralıkla ama aynı silahla suikasta kurban gittiler.
Tunus üzerinde hesapları olan şer güçlerin oyunu tutmuştu.
Belli ki dikta dönemde Tunus üzerinde tahakkümü olan güçler, yeni geçiş döneminde de söz sahibi olmak istiyordu.
Tunus’a dışarıdan bakıldığında laik bir yönetim olsa da içeride demir yumruğun hissedildiği batının desteklediği dikta rejimle yönetiliyordu. Son diktatör bin Ali 23 yıl, devirdiği Habib Burgiba ise 30 yıl boyunca ülkeyi zulümle yönetmişti.
Bu gelişmeler üzerine on yıllarca eğitimden normal yaşama, batının laik seküler zihniyetinin empoze edildiği belli halk çevreleri, dolaylı yönlendirmelerle hükümet karşıtı protestolara başladı.
Süreç, hiç dinmeyen siyasi krizi de tetiklemiş, laik-seküler........
