Eşek Arısından Bal Beklemek
Dış görünüşteki benzerlikler, her zaman işlevsel ya da niteliksel bir eşdeğerlik anlamına gelmez. Doğada bunun çarpıcı örneklerinden biri bal arısı ile eşek arısı arasındaki farktır. Aynı biyolojik sınıfta yer almalarına rağmen, biri üretim ve dönüştürme kapasitesiyle; diğeri ise savunma ve saldırganlık refleksiyle tanımlanır. Bu fark yalnızca biyolojik değil, ortaya koydukları sonuçlar bakımından da belirgindir.
Bal arısı, çiçekten aldığını dönüştürür; kendisi için değil, başkaları için üretir. Varlığı, bulunduğu alanı zenginleştirir. Eşek arısı ise bal üretmez; iğnesini defalarca kullanabilir ve çoğu zaman geride korku bırakır. Bu yüzden bal arısını değerli kılan cüssesi değil, ortaya koyduğu faydadır. Eşek arısını tehlikeli kılan da büyüklüğü değil, kontrolsüz saldırganlığıdır. O hâlde, bal arısını görmezden gelip; yalnızca sertliği ve saldırganlığıyla öne çıkan bir yapıdan “bal” beklemek ne kadar gerçekçidir?
Bu biyolojik ayrım, toplumsal ve siyasal yapılar için de güçlü bir aynadır. Bir yapıyı değerli kılan, sadece elinde tuttuğu iğnenin (askeri gücün) keskinliği değil, o iğneyi koruduğu kovanın içine ne koyabildiğidir.
Bugün Suriye örneğinde olduğu gibi, kendisini bir halkın temsilcisi olarak tanımlayan ve ülkenin en büyük barajlarını, en zengin petrol sahalarını kontrol ettiği söylenen bir yapının; bu kaynakların bulunduğu bölgelerde yaşayan insanları elektrikten, sudan ve temel hizmetlerden mahrum bırakması, temsil iddiasını baştan tartışmalı........
