Medyada güç, kariyer ve suskunluk! Bu sadece bir dosya değil
Bu bir “uyuşturucu” dosyası değil sadece.
Bu, medyada gücün nasıl çalıştığını, kariyerin hangi kapılardan geçtiğini, suskunluğun nasıl kurumsallaştığını anlatan bir dosya.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada ortaya çıkan ifadeler —özellikle Ebru Gülan’ın 20 Ocak 2026 tarihli beyanları— tek tek okunduğunda karşımıza çıkan tablo şu:
Bir eğlence değil, bir sistem.
Bir rastlantı değil, bir düzen.
Bu düzenin merkezinde isimler var. Ama daha önemlisi, bu isimleri mümkün kılan medya iklimi var.
Şişe Çevirmece Bir Oyun Değil, Bir Test
İfadelerde geçen “şişe çevirmece” ayrıntısı, dosyanın kırılma noktasıdır. Çünkü burada anlatılan şey masum bir ev eğlencesi değil.
Bu, “tepki ölçme” mekanizmasıdır.
Kim itiraz ediyor?
Kim susuyor?
Kim “normal” kabul ediyor?
İddiaya göre itiraz eden eleniyor, susan kalıyor.
Kalanlar için ise sıradaki eşik alkol, sonra uyuşturucu.
Bu, medyada yıllardır fısıltıyla konuşulan ama yüksek sesle söylenmeyen gerçeğin ifadedeki karşılığıdır:
Kariyer, her zaman CV ile ilerlemez.
Kariyer Vaadi, Açık Bir Teklif Değil; Bir İma
Dosyada geçen anlatımlar çok kritik bir noktaya işaret ediyor:
Kimseye “gel spiker yapalım” denmiyor.
Ama herkes neyin “kapı”, neyin “duvar” olduğunu biliyor.
Bu, Türkiye medyasına özgü bir durum değil.
1990’lardan itibaren televizyonun güçle evlendiği her ülkede aynı hikâye yazıldı.
Harvey Weinstein skandalı patladığında dünya şunu gördü:
Sistem, tek tek suçlularla değil, suskunlukla ayakta durur.
Veyis Ateş Dosyası Bir İlk Değildi
Bugün adı yeniden bu dosyada geçen Veyis Ateş, Türk medyasının daha önce de “etik–güç ilişkisi” tartışmalarının merkezinde yer almıştı.
Bu yüzden bugün ortaya çıkan ifadeler bir sürpriz değil; devam halkası.
Aynı şekilde Mehmet Akif Ersoy........
