ADALETİN GÖZÜ BAĞLI AKLI AÇIK OLMALIDIR
Türkiye yeni bir eşikte. Suç örgütlerinin artık “çocuk” kavramını bir zırh, bir kalkan, bir operasyon aparatı olarak kullandığı bir dönemdeyiz. Sokaklarda torbacı diye gördüğümüz, kapkaçta yakalanan, silahlı çatışmalarda tetik çeken ya da organize yapılar içinde “gözcü” olarak kullanılanların önemli bir kısmı 18 yaş altı. Peki bu tabloya hâlâ 19. yüzyılın “masum çocuk” refleksiyle mi bakacağız? Yoksa 21. yüzyılın organize suç gerçeğiyle mi yüzleşeceğiz?
Bugün tartışılan yeni yasal düzenleme tam da bu yüzden hayati. Çünkü mesele yalnızca bir yaş sınırı değil, adaletin vicdanı ile aklı arasındaki dengeyi yeniden kurma meselesidir. “Her 18 yaş altı çocuktur” şeklindeki mutlak yaklaşım, artık suçu önleyen değil, suçu teşvik eden bir boşluğa dönüşmüş durumda.
TARİHİN BİZE SÖYLEDİĞİ: ADALET KÖR DEĞİL, BASİRETLİDİR
Osmanlı hukuk geleneğinde “temyiz kudreti” diye bir kavram vardı. Yani kişinin yaptığı fiilin sonuçlarını idrak edebilme kapasitesi. Yaş tek başına belirleyici değildi; akıl, niyet ve bilinç de hesaba katılırdı. Nitekim Mecelle’de “zaruretler kendi miktarınca takdir olunur” ilkesi, her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyler.
Bugün Batı hukukunda da benzer bir tartışma yaşanıyor. Özellikle ABD’de çete suçlarında, İngiltere’de “county lines” olarak bilinen uyuşturucu ağlarında çocukların bilinçli şekilde kullanıldığı dosyalarda, hâkimlere daha geniş takdir yetkisi verilmesi yönünde ciddi adımlar atıldı. Çünkü görüldü ki; suç örgütleri, hukukun zayıf noktalarını en hızlı keşfeden yapılardır.
Türkiye de aynı gerçekle karşı karşıya.
MASUMİYET İLE SUÇ ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ
Burada kimse çocukların cezalandırılmasını savunmuyor. Mesele, çocuk görünümündeki organize suç aparatlarının ayrıştırılmasıdır. Bir yanda gerçekten istismar edilen, suça sürüklenen, korunması gereken çocuklar var. Diğer yanda ise suçun bilincinde, örgütün parçası olarak hareket eden ve bunu “cezasızlık kalkanı”yla yapan bir kesim.
İşte bu noktada hakimin takdir yetkisi hayati bir anahtar.
Hakim, dosyaya baktığında şunu sorabilmelidir:
Bu çocuk suça zorlandı mı, yoksa bilerek mi girdi?
Bir örgütün parçası mı, yoksa münferit bir olay mı?
Fiilin sonuçlarını kavrayabilecek bilinç düzeyine sahip mi?
Bu soruların cevabı her dosyada farklıdır. O yüzden her dosyanın kararı da farklı olmalıdır.
KANUN KATI OLABİLİR AMA ADALET ESNEK OLMAK ZORUNDADIR
Eğer siz hukuku katı kalıplara hapsederseniz, suç örgütleri o kalıpların etrafından dolaşır. Bugün 15-16 yaşındaki gençlerin ağır suçlarda kullanılmasının temel nedeni, “nasıl olsa çocuk” algısıdır. Bu algı kırılmadan, hiçbir güvenlik politikası sonuç vermez.
Hakimin takdir yetkisi burada bir güvenlik supabı değil, adaletin kendisidir.
Çünkü adalet; herkese aynı cezayı vermek değil, herkese hak ettiği muameleyi yapmaktır.
Yeni düzenleme eğer gerçekten etkili olacaksa, şu ilkeyi merkeze koymalıdır:
Yaş bir veridir, ama hüküm değildir.
Hakim; yaşı, niyeti, örgütsel bağı, fiilin ağırlığını ve failin bilincini birlikte değerlendirebilmelidir. Aksi halde, bugün “çocuk” diyerek görmezden geldiğimiz yapı, yarının organize suç imparatorluklarına dönüşür.
Ve o gün geldiğinde, artık konuşacağımız şey çocuklar değil, kaybedilmiş bir toplum olur.
Bu yüzden mesele sertleşmek değil, akıllanmaktır. Mesele cezalandırmak........
