menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

7 soru 7 cevap ile ABD-İsrail-İran ekseninde küresel gündem

37 0
11.03.2026

7 soru 7 cevap ile ABD-İsrail-İran ekseninde küresel gündem

ABD İsrail - İran savaşı başlamadan 10 gün önce kaleme aldığım küresel gündeme dair aksülamel röportaj soruları ile cevapları “7 Soru 7 Cevap” olarak huzurlarınıza sunulmuştur.

1- Gazze’deki süreci bir 'milat' olarak kabul edersek; bu durumun Dünya Solu, İslamcılık ve küresel vicdan üzerindeki etkileri nelerdir? İslam Dünyası ve özelinde Türkiye bu yeni döneme nasıl bir stratejiyle hazırlanmalı? 

- Gazze’de İsrail sınırsız askeri üstünlüğüne, hava hâkimiyetine rağmen HAMAS ile göğüs göğüse çatışmaya girememiş, zayiatı göze alamamış, araziye hâkim olamamıştır. Bu savaşta İsrail, Gazze’yi ağır bombardıman altına alarak yerle yeksan etmiş, hiçbir savaş kuralına riayet etmemiş, Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi ağır şekilde ihlal etmiş, şehri kuşatarak sivil halka gıda ve insani yardım girişine erişmesine mani olmuş, halkı oradan oraya sürmüş, keyfi katliamlar yapmıştır. Bu katliamlara birçok batılı gözlemci ve BM görevlileri şahit olmuş, BM yardım görevlileri bombalanmış, kilise, cami, hastane, okul demeden her yer ve her şey ateş altına alınmıştır.

İsrail’in bu bombardımanlarının gayesinin Gazze halkını Sina Çöllerine sürmek, bölgeyi boşaltmak olduğu İsrail terör liderleri tarafından açıkça itiraf edilmiştir. İsrail terör çetesinin yaptığı bu zulümün duyulmaması için özellikle gazeteciler hedef alınmış yüzlerce gazeteci nokta atışı ile infaz edilmiştir. İsrail terör örgütünün üst seviyedeki yöneticileri Gazze’ye karşı atom bombası kullanalım şeklinde demeçler vermekten kaçınmamışlardır. (Bu demektir ki İsrail elindeki atom bombalarını güvenliğini kendince tehdit altında gördüğü an bu silahları insafsızca kullanacaktır. Neden bu silahlara sahip olmamız gerektiğinin önemini bu vesile ile vurgulamak istiyorum)

Bütün bu olanlar Gazze’de bulunan Batılı yardım görevlilerince yerinde gözlemlenmiş, açık hava katliam şehri olan Gazze’nin üzerinde her tür iğrenç silahın kullanıldığını yerinde görmüşler, çocuklara ve kadınlara karşı aynı Epstein zihniyeti ile hareket edildiğini tespit etmişlerdir. Özellikle esir aldıkları sivil halkı acımasız işkencelere tabi tuttuklarını yerinde görmüşlerdir. Hatta geçtiğimiz günlerde İtalyan Başbakanı Meloni; “geceleri nasıl uyuyorsunuz? Esad’ın Sedeneya Cezaevini gördükten sonra İsrail hapishanelerini düşünemiyorum bile” demiştir.

Bütün bunlardan sonra bütün dünyada İsrail’in küresel sermaye hâkimiyeti sorgulanmaya başlamıştır. Epstein zulüm adasının iğrençlikleri, etrafa saçılınca İsrail terör örgütünün Mossad adlı istihbarat-şantaj-tehdit teşkilatının bu iğrenç işleri tezgâhladığı bir defa daha ortaya çıkmıştır. Bu ve buna benzer iğrenç işler, katliam, sahte bayrak operasyonları İsrail’in gelenekselleşmiş tuzakları olduğu bütün dünyanın gözleri önüne serilmiştir. Bu durum, küresel vicdanı derinden tahrik etmiştir. Buna karşı İsrail harekete geçmiş; Facebook, Youtube, Instagram, X platformu Google, Microsoft vs gibi küresel sermayenin Yahudi patronlarınca işletilen sosyal medya kuruluşlarını, İsrail’in suçlarını gizleme, yalan haber yayma, İsrail terör örgütünü mağdur gösterme, nefsi müdafaa yapıyormuş gibi gösterme yarışına girmişlerdir. Bu platformları, istihbarat amaçlı kullanma, bilgi toplama, fek hesaplar üzerinden sahte bilgi yayma gibi amaçlarla kullandıkları görülmektedir.

İsrail terör örgütünün tıpkı Rodos Şövalyeleri gibi gasp, soygun, hırsızlık, arsızlık ve namussuzluk üzerine kurulmuş acımasız bir teşkilat olduğu, ırkçı mantığı sebebiyle bu örgütle barış içinde bir arada yaşamanın imkânsız olduğu anlaşılmıştır. Bu coğrafyada ya İsrail var olacaktır ya da her şey yok olacaktır zeminine gelinmiştir. Dünya nüfusunun 500 milyona indirilmesi, küresel polis devletinin kurulması, her şeyin küresel Yahudi sermayesinin kontrolüne alınması bunların acımasız ve en zalim projeleridir.

İsrail, küresel Yahudi sermayesinin operatif terör teşkilatıdır. Mossad her türlü iğrençliği örgütleyen katliam ve şantaj şebekesidir. Dünya bu derece ağır yükü kaldıramaz. İsrail terör şebekesinin 71 bin Gazzeliyi öldürdüğü söyleniyor aslında bu sayı 460 bin ölü, 200 bin civarında yaralı ve sakatı ifade etmektedir. Bütün dünyanın gözü önünde 2 sene boyunca işlenen bu ağır cinayet suçu, insanlığın kalbinde ağır bir acı yaratmıştır. Dünya bu zulmü ve bu işkenceleri unutmayacaktır.

Türkiye, bu zulüm ve terör teşkilatının tehditleriyle açıkça yüzleşmeye başlamıştır. 100 yıllık barış huzur döneminin sonuna gelinmiştir. Mesele ciddiye alınmadığı taktirde İsrail terör teşkilatının Türkiye’ye karşı acımasızca nükleer silah kullanacağı kesindir. Nitekim 12 gün savaşında İran’ın nükleer tesislerine karşı nükleer silah kullanacağı tehdidini savurarak ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine B-2 bombardıman uçaklarıyla saldırmasına yol açmıştır.

İsrail terör teşkilatı, bir ülkeyi hedef aldığında küresel Yahudi sermayesinin bütün imkânlarını kullanarak çökerttiğini ABD, Çin, İngiltere ve AB ülkelerini kullanarak ambargo ve ablukaya aldırdığı göz önüne alınarak gerekli tedbirler alınmalıdır. Sosyal medya, siber güvenlik, yazılım konularının hayati derecede önem kazandığı bu çağda İsrail terör istihbaratının bütün yolları engellenmelidir. İran’ın 12 Gün Savaşında karşılaştığı sürprizlere maruz kalmamak için bölgesel ittifaklar (Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan ile), ortak güvenlik antlaşmaları (Özellikle Irak ve Suriye ile) yapılmalıdır.

2- Orta Doğu’da yaşanan köklü değişim ve mevcut bölgesel dinamikler göz önüne alındığında; Mısır'da Suriye devrimine benzer kitlesel bir halk hareketinin veya siyasi bir değişimin yakın zamanda gerçekleşme ihtimalini nasıl görüyorsunuz? 

-Mısır’da Mursi yönetimi, Müslüman Kardeşler Teşkilatının desteği ile 2012’de ilk defa seçimle iş başına gelen hükumeti kurdu. Küresel Yahudi sermayesi; İslamiyet’ten ve İsrail’e karşı kafa tutacak her hareketten nefret eder, bu zihniyetteki bütün İslami hareketleri “radikal İslam / fundemantalist İslam” olarak suçlar, kaynağından kurutmaya çalışır. Bunun yerine IŞİD/DEAŞ, Boko Haram, El Şebbab gibi kendisinin kontrol ettiği sahte İslami örgütler kurar ve işletir. Bu yolla İslami hareketlerin aklı ile oynar, onları kirli işlerde kullanır.

Siyonizm, Müslüman Kardeşler hareketini kontrol altına almak istemişse de çoğu kere başarılı olamamıştır. Mısır’da Mursi’nin iktidara gelmesi işte bu mahiyette Siyonizm’in iradesi dışında gerçekleşmiş ve İsrail terör şebekesi tarafından endişe ile karşılanmıştır. İktidara geldiği ilk günden itibaren Siyonizm tarafından nefretle ve kinle anılmış iktidardan indirilmesinin yolları araştırılmıştır. Bunlardan en kolay olanı askeri darbe seçeneği, suikast veya ülkeyi ekonomik darboğaza sokarak sıkmak yolları araştırılmış darbe ile indirilmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla seçim yolu kapatılmış, Mısır’ın bir süre daha diktatörlük ile yönetilmesi kararına varılmıştır. Böylece daha bir yıl geçmeden 2013 yılında Mısır Genelkurmay Başkanı Sisi’nin darbe yaparak ülke yönetimini ele geçirmesi sağlanmıştır.

Mısır ekonomisi büyük ölçüde ABD ekonomik ve askeri yardımına bağımlı hale getirildiğinden, bu sistemden çıkması yakın zamanda mümkün görünmemektedir. Mısır’da halk hareketleri, seçim yolu ile iktidarın el değiştirmesi gibi yollar kıtlık gibi insani felaketlere sebep olabilir. Ayrıca Mısır, etnik ve dini manada yeknesak bir topluluk değildir. Tahminlere göre nüfusun yüzde 85 ila yüzde 90'ının Müslüman, yüzde 10 ila yüzde 15'inin Kıpti Hristiyan, yaklaşık yüzde 1'inin ise diğer Hristiyan mezheplerine mensup olduğunu ortaya koymaktadır. Bazı Batılı kaynaklar Mısır’daki Hristiyan nüfusu yüzde 15-20 civarında tahmin etmektedir. Bu durum, Mısır’a Batılıların müdahalesine elverişli ortam sağlamaktadır. İngiliz işgal döneminde Mısır’ın istihbarat kurumları büyük ölçüde Batılı unsurların kontrolünde ve kripto Hristiyanlardan teşkil edildiğinden müdahaleye/kışkırtmaya elverişli imkan oluşturmaktadır.

Ayrıca Mısır Ordusu’nun askeri yatırım ve ticaret şirketleri üzerinden ve siyasi otoriteyi tesir altında tutan uzantıları mevcuttur. Ayrıca siyasi yapıya müdahale Ordunun devlet geleneği haline gelmiştir. Mesela 25 Ocak 2011'de, Mısır'da Hüsnü Mübarek hükûmetine karşı geniş çaplı protestolar başladığı zaman 11 Şubat 2011'de Mübarek istifa etti ve Kahire'den ayrıldı. Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda coşkulu kutlamalar yapıldı. Ardından Mısır ordusu yönetimi devraldı. Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Hüseyin Tantavi, fiili olarak geçici devlet başkanı oldu. 13 Şubat 2011'de ordu, parlamentoyu feshedip, anayasayı askıya aldı. Yani Mısır’da Ordunun devleti yönetme geleneği mevcuttur. Bu gelenek Osmanlı Valisi Mehmet Ali Paşa’dan beri devam etmektedir. 2012’deki seçimlerden sonra iktidara gelen Mursi, bu geleneği bozmuş demokratik yolla iktidara gelmiştir. Mısır’daki bu yapıyı bilen Batılı güçler/Siyonistler güvenliklerini tehlikede gördükleri zaman Hristiyan azınlık ve istihbarat organları üzerinden sisteme müdahale etme imkânına her zaman sahiptir. (Nitekim Mursi, Rusya'dan nükleer enerji yatırımlarını geliştirmede yardımcı olmasını istediği için Siyonizm tarafından çok tehlikeli görülmüştür.)

Mısır, 1979'dan bu yana Amerika Birleşik Devletleri'nden yardım alan (yılda ortalama 2,2 milyar dolar) ülkeler arasındadır. Irak Savaşı sonrası ise ABD'den en çok yardım alan üçüncü ülke konumundadır. Mısır ekonomisi, esas olarak turizm, yurt dışında çalışan Mısırlıların gönderdiği dövizler ve Süveyş Kanalı gelirlerine dayanmaktadır. Ekonomisi kırılgandır. Sosyal yapısı kırılgandır. Nüfus artışı yüksektir. Halkın........

© Dikgazete.com