Osmanlı'dan Cumhuriyet’e Kürt isyanları ve çözüm yolları (2)
OSMANLI’DAN CUMHURİYETE KÜRT İSYANLARI VE ÇÖZÜM GİRİŞİMLERİ (2)
Osmanlı’da başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da devam eden bu problemin çözümü artık sadece ülkemizle sınırlı olmayan küresel bir boyuta taşınmıştır. Ancak gelinen noktada bölgede gelişen ve belli bir güç odağı olan ülkemiz bu problemin çözümünde özellikle dış güçleri devre dışı bırakmayı öteden beri ilke edinmiştir. Bu çerçevede ilki 2009-2015 yılları arasında diğeri de 2025 yılında başlayan ve halen süren iki önemli girişimde bulunmuştur. Bu iki girişimin hangi şartlarda geliştiğini, başarılarını ve başarısızlıklarının sebeplerini tarihe mal etmek için sırasıyla incelemek istiyoruz.
1- 2009-2015 Çözüm Süreci…
2009–2015 yılları arasında yürütülen ve kamuoyunda "Kürt Açılımı", "Demokratik Açılım" ve sonrasında "Çözüm Süreci" olarak adlandırılan dönem, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yaklaşık kırk yıllık çatışmalı sürecini silahsız ve müzakere yoluyla çözmeyi hedefleyen en kapsamlı yerli bir siyasal girişim olmuştur.
Ancak bazı problemler sebebiyle “Çözüm Süreci” tek bir çizgide ilerlememiş; tıkanmalar, krizler, duraksamalar ve strateji değişiklikleriyle üç ana aşamada gelişmiş ve ne yazık ki devre dışı bırakılmak istenen dış güçlerin müdahalesiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunu birkaç aşamada ele almak meselenin anlaşılması için daha iyi olacaktır.
Birinci Aşama: Bu aşamayı "Demokratik Açılım" ve Habur Kırılması (2009–2011) olarak değerlendirmek gerekir. 2009 yılı ortalarında İçişleri Bakanı Beşir Atalay koordinatörlüğünde "Kürt Açılımı" kamuoyuna duyuruldu. Kürtçe yayın yapan kamu kanalı TRT 6 (TRT Kurdî) yayına başladı.
Devletimiz, MİT kanalıyla İmralı’da hükümlü olan Öcalan ile bu problemin çözümü için görüşmeler yapmaktaydı. Bunun sonucu olarak 19 Ekim 2009 tarihinde Öcalan’ın çağrısıyla Mahmur ve Kandil’den gelen 34 kişilik PKK’lı grup, Habur Sınır Kapısı’nda mobilize mahkemelerle serbest bırakılmıştır. Bu olaydan sonra halk tarafından yapılan bazı kitlesel gösteriler, kamuoyunda büyük tepki topladı. Süreç ilk ciddi siyasi ve sosyal darbeyi bu sayede aldı. Bu tür gösterilerin barış istemeyen ve terörden geçinen iç ve dış çevrelerin organize edildiği uzun yıllar konuşuldu.
2011 Genel Seçimleri öncesinde tırmanan askeri gerilim ve Temmuz 2011 yılında Silvan’da 13 askerin şehit edilmesi ile ilk aşama fiilen çöktü.
İkinci Aşama: Bu aşamada Oslo görüşmeleri ve görüşme metinlerinin kamuoyuna sızdırılması, Öcalan ve Yeni Konsept (2011–2013) olarak değerlendirilebilir.
“Oslo Görüşmeleri” adıyla bilinen ve MİT yetkilileri ile PKK üst düzey yöneticileri arasında Norveç'te gizlice yürütülen görüşmelerin ses kayıtları Eylül 2011'de basına sızdırıldı. Bu sızdırılmada o dönem emniyet ve yargıda neredeyse bütün köşe başlarını tutan FETÖ’cülerin rol oynadığı açığa çıktı. FETÖ’cüler bu alanda çözüm sürecini istemeyen ABD’nin taşeronluğunu yaptıkları anlaşıldı.
7 Şubat 2012 tarihinde FETÖ’nün emniyet ve yargıdaki militanları, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırarak onun üzerinden Başbakan Erdoğan yargılanmak istedi. Bu dönemde idari ve emniyet kadroları arasındaki çatışma açığa çıktı. Hükümet, sert tedbirler alarak bu girişimleri önledi.
2012 sonbaharında cezaevlerinde başlayan açlık grevleri, Abdullah Öcalan’ın müdahalesiyle sona erdirildi. Ardından İmralı ile doğrudan temaslar kurumsallaştı.
Üçüncü Aşama: Bu aşamada İmralı ile yapılan görüşmeleri, Öcalan’ın Nevruz Çağrısı ve Masanın Kurulması (2013–2015) olarak ele alınabilir.
21 Mart 2013 Nevruz günü Diyarbakır’da teröristbaşı Öcalan’ın "Silahlı unsurlarımızın sınır dışına çekilmesi aşamasına geldik. Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş yapıyoruz" mesajı okundu.
Ardından, toplumsal rıza inşası için ülkemizin yedi bölgesinde 63 kişiden oluşan “Akil İnsanlar Heyeti” kuruldu ve sahada toplantılar yapıldı.
Temmuz 2014 tarihinde yasal çerçevede, "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" çıkarılarak sürece katılan devlet görevlilerine hukuki güvence getirildi.
28 Şubat 2015 tarihinde “Dolmabahçe Mutabakatı” yapıldı. Devlet yetkilleri ve Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken’den oluşan HDP heyeti Dolmabahçe Başbakanlık Ofisi’nde bir araya gelerek Öcalan’ın hazırladığı “10 maddelik müzakere taslağı”nı kamuoyuna açıkladı.
Sürecin ana aktörleri ve rolleri…
AK Parti Hükümeti birçok riski göze alarak bu sürecin siyasi ve hukuki sorumluluğunu üstlendi. İmralı ile görüşmeler, MİT üzerinden yürütüldü. Bunun maksadı kırk senedir süren terörü sonlandırmak, çatışmasızlık ortamı sağlamak ve iç siyasal bütünleşmeyi başarmaktı.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan başkanlığında İmralı, Kandil ve Avrupa kanatları arasında mekik diplomasisi ve doğrudan görüşmeleri yürüten teknik heyet oluşturuldu. BDP / HDP ise İmralı, Kandil ve Hükümet arasında iletişimi sağlayan kolaylaştırıcı aktör konumundaydı.
PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan örgüt üzerindeki liderliğinin etkisini kullanarak PKK’ya silah bırakma ve geri çekilme talimatlarını verdi.
Kandil’de bulunan PKK Üst Yönetimini oluşturan Murat Karayılan, Cemil Bayık gibi sahada askeri gücü elinde tutan kişiler ise Suriye’deki gelişmelere göre esneklik gösteren kanatta yer almayı tercih ettiler. Her ne kadar “Çözüm süreci”, PKK üzerinde tesirli olan dış devletleri devre dışı bırakarak yürütülmeye çalışılsa da yıllarca PKK’yı besleyen devletlerin kendi besledikleri terör örgütünü tek başına bırakmayacakları açıktı ve öyle de oldu.
Yedi bölgede kurulan “Akil İnsanlar Heyeti” ise sosyal algıyı yönetmek, her iki tarafta oluşabilecek endişeleri ve kaygıları gidermek ve rapora dönüştürmek amacıyla çalışmalarını hızlandırdı.
Çözüm Sürecinin çöküş nedenleri…
Büyük emek ve gayretlerle oluşturulmaya çalışılan “Çözüm Süreci”nin nihai başarısızlıkla sonuçlanması hem iç politik kırılmalar hem de bölgesel jeopolitik altüst oluşların bir bileşimi sonucunda gerçekleşti. Bunda iç ve dış değişik unsurlar tesirli oldu. Çöküşte etki eden sebepleri birkaç başlık altında şöyle inceleyebiliriz:
1. Suriye iç savaşı ve YPG faktörü:
İlk jeopolitik kırılma 2011 sonrası başladı. Bu dönemde Suriye’de otorite boşluğu doğması ve IŞİD’in Kobani saldırısı (2014) çözümsüzlüğe giden dönüm noktası oldu. PKK’nın, Suriye’deki kolu YPG, ABD büyük silah ve lojistik desteğiyle alan hâkimiyeti ve uluslararası meşruiyet kazandı. Kandil için Suriye’de bir otonom bölge kurma imkânı, Türkiye içerisinde silah bırakma seçeneğinden daha stratejik hale geldi.
2. 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları:
HDP’nin Kobani’ye destek çağrısı sonrası başlayan sokak eylemleri ve çatışmalarda 50’den fazla insanımız yaşamını yitirdi. Kamu düzeni ağır yara aldı ve hükümet tarafında "Önce kamu düzeni, sonra müzakere" anlayışı hâkim oldu. Böylelikle ikinci güvensizlik ortamı oluşmaya başladı.
3. Hendek ve şehir........
