menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP ekseninde Türkiye'nin iktidar problemi ve sürpriz genel başkan adayı Bülent Kuşoğlu!

50 0
02.06.2026

Ömür Çelikdönmez yazdı;

CHP ekseninde Türkiye'nin iktidar problemi ve sürpriz genel başkan adayı Bülent Kuşoğlu!

Felsefe Profesörü dostum Mehmet Münir Dedeoğlu ile sosyal olay ve olguların arkasında üst akıl bağlamında devlet aklının rolünü etkisini değerlendirirken “Bence olmuş bitmiş olguları istenilen doğrultuda yeniden yazmanın kendisi, devlet aklıdır” demişti.

Bu anekdotu neden aktardım? Çünkü bazen Devlet Aklı metaforunu farklı biçimlerde tanımlayan siyasiler çıkabiliyor.  Mesela CHP'de yaşanan Mutlak Butlan kararının uygulanmasıyla ortaya çıkan genel başkanlık ve yönetim krizinin devlet aklı müdahalesini çağrıştırdığı şeklindeki parti yetkililerinin yaptıkları açıklamalar farklı boyut kazanabiliyor.

Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu'na yakınlığı ile bilinen Bülent Kuşoğlu'nun gazeteci Cansu Çamlıbel’in sorularına verdiği cevap da bu türden. Bülent Kuşoğlu, bir anda CHP’deki yönetim krizine yönelik açıklamasıyla, devlet aklının, sürece müdahil olduğuna dair imaları nedeniyle medyanın ilgi odağına dönüştü.

CHP’deki krizin arkasında yalnızca parti içi hesapların değil, Türkiye’deki daha geniş siyasi ve bürokratik güç mücadelelerinin de etkili olabileceğini ve 2023 seçimlerinin manipüle edildiğine dair kanaatini öne sürmesi dikkat çekici.

Ümit Özdağ CHP’nin suskunluğunu nasıl ifşa etti?

Geçtiğimiz haftalarda Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından dile getirilen, “Kılıçdaroğlu, YSK binasına neden gelmediklerini açıkladı. ‘Biz de düşündük yürümeyi ama yolda silahlı adamlar vardı’” sözleri, halkın seçme ve seçilme hakkının nasıl çalındığının da en çarpıcı kanıtlarından biri oldu. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından CHP yönetimi, iktidar karşısında dut yemiş bülbüle döndüğü gibi AK Parti’nin mühürsüz oy skandalının yaşandığı seçimin sonuçlarıyla kavga etmekten özenle kaçındı.

Bu çıkışın üzerinden iki hafta geçmeden bu kez Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden, CHP eski milletvekili ve genel başkan yardımcısı Bülent Kuşoğlu’ndan skandal bir itiraf geldi. 2023’teki yüzde 48 küsurluk oyu aslında yüzde 50’nin üzerinde olduğunu düşündüğünü o akşam, orada bir şeyler olduğunu söyleyen Kuşoğlu, kendisine yöneltilen, “Siz 2023’teki cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine devlet tarafından manipüle edildiğini mi düşünüyorsunuz?" sorusuna da “evet" yanıtını verdiğini okuduk. Düşünsenize o dönem, partinin en yetkili isimlerinden biri olan Bülent Kuşoğlu, çıkıp “aslında cumhurbaşkanlığı seçimini kazandık ama devlet müdahale etti” diyor.

Kuşoğlu’nun 'Devlet Aklı'na ilişkin görüşleri…

“Devlet aklı” denildiğinde ben, devlette görev yapan bürokratların ortak aklını anlıyorum. Bunlar çoğu zaman isimlendirilemez. Güvenlik, maliye ve hazine gibi kritik alanlarda görev yapan kişiler; bulundukları makamlar, kendilerine ulaşan bilgiler ve yaptıkları değerlendirmeler sonucunda bir etkileşim içerisinde olur ve zamanla ortak bir akıl ortaya çıkar. İşte buna devlet aklı diyoruz.

Ancak bu devlet aklının arkasında yabancı etkiler ya da başka akıllar olmamalıdır. Devlet aklının bağımsız, milli ve temiz olması gerekir. Devleti kuran ve ayakta tutan da bu akıldır; bürokrasi, askerî yapı, istihbarat teşkilatları ve diğer devlet kurumları, bu anlayışın parçalarıdır; “bunlar öncelikle devleti düşünür, halkı değil” demiyorum ama devleti önceleyen bir perspektifle hareket ederler.

Bu nedenle Erdoğan sonrasında Türkiye’yi bir kaos ya da karmaşa döneminin beklediğini düşünüyorum. Belki de bu yüzden devlet aklı ve bürokratik akıl, kendi değerlendirmeleri doğrultusunda bazı hazırlıklar yapmaya çalışıyor. Doğru mu yapıyorlar, yanlış mı yapıyorlar, bunu bugün için bilmiyoruz. Asıl sıkıntı da burada zaten.

İmamoğlu davaları ve Mutlak Butlan AKP'nin işi değil?

Ömür Çelikdönmez imzasını taşıyan İmamoğlu temalı yazılarım incelendiğinde, İBB Bşk. Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı ve siyasi süreçlerin doğrudan AK Parti’nin klasik parti politikalarıyla açıklanamayacağı; aksine “devlet aklı”, “müesses nizam”, “bürokratik refleks” ve hatta bazı durumlarda Erdoğan sonrası döneme ilişkin senaryolar üzerinden yorumlandığı görülecektir.

“Yunan basını ‘Ekrem İmamoğlu: Erdoğan’ı yenen adam Atina’da’ başlıkları ile çıktı!” başlıklı yazımda, Türkiye’deki müesses nizamın, AK Parti hükümetlerini zorladığını düşündüğü dış politika kulvarlarını farklı siyasi aktörleri sahaya sürerek aşmaya çalıştığını ileri sürmüş; İmamoğlu’nun Atina temaslarını değerlendirirken onu yalnızca CHP’li bir belediye başkanı olarak değil, devlet içindeki bazı güç odaklarının kullanabileceği alternatif bir siyasi aktör olarak yorumlamıştım.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İmamoğlu davalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi mühendisliğiyle açıklanamayacağını, hatta daha da ileri giderek mevcut muhafazakâr/AK Partili bazı elitlerin veya iktidar içindeki odakların, gelecekte iktidarı (Cumhurbaşkanlığı makamını veya devlet yönetimini) İmamoğlu’na devretmeye ya da onun önünü açmaya gönüllü olduklarını veya bu yönde bir tasarım içerisinde bulunduklarını iddia etmiştim.

AK Parti tabanında veya vitrininde yer alan bazı kliklerin, gelecekteki bir iktidar değişimine şimdiden psikolojik ve lojistik hazırlık yaptığını; hatta iktidarın İmamoğlu ve ekibine devredilmesi senaryosuna sanıldığı kadar uzak durmadıklarını yazdım. Davanın ürettiği mağduriyetin, İmamoğlu’nu sağ-muhafazakâr seçmen nezdinde de “meşru ve güçlü bir alternatif” hâline getirmek için adeta altyapı hazırladığını çok önceleri ifade etmiştim.

İmamoğlu ve mutlak butlan davalarının başlangıcında, başta AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere diğer parti yetkilileri de bu dava süreçlerinin CHP içindeki kavganın sonucu olduğunu, tarafların birbirlerini şikâyet ettiklerini, süreçlerin AK Parti ile uzaktan yakından ilgisinin bulunmadığını ve iktidarın davalara müdahil olmadığını dile getiriyorlardı.

Son olarak; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararının ardından ilk kez konuştu. CHP’de yaşanan tartışmaların kendilerini ilgilendirmediğini belirten Erdoğan, “Ana muhalefet partisi içindeki gerilimler bizi ilgilendirmiyor. Kurultay salonlarından mahkeme salonlarına taşan bu siyasi ve hukuki gerilimlerde yokuz, olmadık ve olmayacağız” dedi.

CHP’deki kırılma, MHP’nin tutumu ve yeni siyasi denge arayışı…

Burada dikkat çeken nokta, MHP’nin son dönemde CHP’ye yönelik yaklaşımında ortaya çıkan farklı üsluptur. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP içindeki tartışmalar sırasında doğrudan müdahil olmak yerine, partinin kurumsal yapısının korunması gerektiğini vurguladı. Bahçeli, CHP’nin içinin karıştırılmaması, parçalanmaması ve hukuki süreçler yoluyla yıpratılmaması gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşım, klasik iktidar-muhalefet rekabetinden ziyade, “devlet düzeni” ve “siyasal sistemin devamlılığı” perspektifi çerçevesinde değerlendirildi.

Özellikle CHP kurultayı ve sonrasında yaşanan yargı tartışmaları sürecinde Bahçeli’nin, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında uzlaşı çağrısında bulunması dikkat çekti. MHP lideri,........

© Dikgazete.com