Bozkırda iz bırakmadan yürüyen Türkiye’nin stratejik sabrı; Gazze
Mehmet Yıldırım, yazdı;
Bozkırda iz bırakmadan yürüyen Türkiye’nin Stratejik Sabrı; Gazze
ABD İsrail ile İran her ne kadar Pakistan’da masaya dönse de dünya gündemi kaldığı yerden devam ediyor.
Takvimler değişti, bölgesel denklemler karmaşıklaştı ancak Gazze direniyor. “Kağıt üzerindeki barış” ile “sahadaki gerçeklik” arasındaki o uçurum büyüyor, büyüyor.
Trump yönetiminin “Gazze Çatışmasını Sonlandırmaya Yönelik Kapsamlı Plan” teorik olarak 2025 sonlarında bir ateşkes sağlasa da sahadaki gerçeklik barıştan çok uzakta. BM’nin 2803 sayılı kararıyla mühürlenen o şaşaalı barış planı, bugün Gazze sokaklarında bir çözümden ziyade; dondurulmuş bir kaosu andırıyor.
Ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail; Gazze Şeridi'nin yarısından fazlasını işgal altında tutmaya devam ediyor. Bu bölgelerdeki binaların çoğunu yerle bir etti ve sakinlerini evlerinden çıkmaya zorladı.
Bir ateşkesin anatomisi: Var ama yok!..
Bugün Gazze’de yaşanan tabloyu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: Ateşkes diplomatik olarak nefes alıyor, askeri olarak ise can çekişiyor. İsrail'in “militan tehdidi” gerekçesiyle sığınakların dibinde yürüttüğü operasyonlar; barış planının en temel vaadi olan “sivillerin korunması” ilkesini her gün biraz daha aşındırıyor.
İsrail’in 2026 stratejisi netleşmiş durumda: Dışarıya sahte bir diplomasi, içeriye zorlayıcı güç. “Sarı Hat” olarak adlandırılan tampon bölge ve Morag Koridoru gibi askeri bariyerler, Gazze’yi birleşmiş bir yapıdan ziyade; denetlenebilir parçalara bölünmüş bir açık hava hapishanesine dönüştürüyor.
Ankara: Masadaki “Vazgeçilmez” ama “Mesafeli” güç…
Türkiye’nin bu süreçteki konumu, Türk dış politikasının son yıllardaki en zorlu sınavlarından biri. Türkiye, ABD, Mısır ve Katar ile birlikte masanın kurucu aktörlerinden biri olmasına rağmen; İsrail’in sert direnciyle karşı karşıya. Özellikle Şubat 2026’daki Washington zirvesinde Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücü’nden (İSG) dışlanma çabası, bölgedeki dengelerin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da vurguladığı üzere Türkiye; Gazze ve Batı Şeria’daki fiili durum yaratma çabalarına karşı uluslararası toplumu seferber etmeye kararlı. Ancak Ankara’nın stratejisi artık sadece eleştiri üzerine kurulu değil. Türkiye şu an iki kulvarda ilerliyor:
1- İnsani ve Lojistik Köprü: Yeniden inşa sürecinde Türkiye’nin teknik ve lojistik kapasitesi, her türlü siyasi engelin ötesinde bir zorunluluk olarak masada duruyor.
2- Bölgesel Arabuluculuk: İspanya’nın Tahran hamlesi sonrası İsrail ile yaşadığı polemik ve ABD-İran arasındaki kırılgan iki haftalık ateşkes; Ankara’ya “bölgesel dengeleyici” rolü........
