menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlette tarafgirliğe, kayırmacılığa ve örgütsel sadakate yer yoktur!..

22 0
20.08.2026

E. Yarbay Halil Mert yazdı;

DEVLETTE TARAFGİRLİĞE, KAYIRMACILIĞA VE ÖRGÜTSEL SADAKATE YER YOKTUR…

HER TÜRLÜ KAYIRMACILIĞIN REDDİ: LİYAKAT, EHLİYET, DEVLET ve MİLLETE SADAKAT…

LİYAKAT, EHLİYET, DEVLET ve MİLLETE SADAKAT ESAS OLMALIDIR…

Bir devletin gücü yalnızca ordusundan, ekonomisinden, teknolojisinden veya nüfusundan ibaret değildir. Devletin asıl gücü, adalet duygusuna güvenen insanlarından ve kurumlarının ehliyetine duyulan inançtan doğar.

Devlet kadrolarında görev yapan insan, önce hangi cemaate, tarikata, siyasi yapıya, hemşehri grubuna, derneğe veya başka bir örgütlenmeye bağlı olduğuyla değil; ne bildiği, ne yapabildiği, karakteri ve devletine-milletine sadakatiyle değerlendirilmelidir.

Çünkü devlet, hiçbir grubun mülkü değildir. Devlet, milletindir. Devlet makamları da hiçbir cemaatin, tarikatın, siyasi grubun, ekonomik çevrenin veya başka bir örgütlü yapının kadro dağıtım merkezi olamaz.

Şu anda FETÖ Terör Örgütü ile MASONLAR özellikle TSK, Savunma Sanayi, Üniversiteler, MEB, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi yapılarımızda birlikte hareket etmektedirler. Her iki grupta malumları renklendirilmiş, her kılığa giren, sinsi yapılardır. Bir kısım Batıcı gruplar da gözden kaçırılmamalıdır. 28 Şubat Sürecindeki Batı Çalışma Grubu’nu da (BÇG) hatırlatıyorum. 

1. DEVLETİN ADALETİ, KİŞİSEL SADAKATLERİN ÜZERİNDE OLMALIDIR!..

Bir ülkede insanlar yükselmek için çalışmak, kendisini yetiştirmek ve başarı göstermek yerine bir gruba, bir lidere veya bir çevreye yaslanmak zorunda hissediyorsa orada çok ciddi bir devlet problemi ortaya çıkmıştır.

Çünkü böyle bir düzende iki ayrı vatandaş tipi oluşur: Birincisi, bir yere mensup olduğu için önü açılanlar. İkincisi ise hiçbir örgütsel bağlantısı olmadığı için yalnız bırakılanlar. İşte asıl adaletsizlik burada başlar.

Devletine bağlı, milletini seven, ülkesinin istikbalini düşünen, bayrağına ve vatanına gönülden bağlı bir vatandaş; sırf herhangi bir güç merkezinin mensubu olmadığı için hakkından mahrum bırakılıyorsa bu yalnızca bir personel problemi değildir.

Bu, kul hakkı problemidir.

Kayırmacılığın Tasfiyesi ve Öncelikli Kriterler…

Devlet yönetiminde ve kamusal alanda her türlü tarafgirliği, hısım-akraba kayırmacılığını ve zümre dayanışmasını kesin bir dille reddetmek mecburiyettir. Bir devlet mekanizmasının sıhhati; yalnızca ehliyet, liyakat ve doğrudan devlet ile millete sadakat temelleri üzerine inşa edilebilir. Kamuda görev ve sorumluluk dağıtılırken liyakat haricindeki tüm aidiyetler meşruiyetini yitirmek zorundadır.

2. KUL HAKKI, SADECE BİREYSEL BİR AHLAK MESELESİ DEĞİLDİR!..

İslam'ın en ağır biçimde sakındırdığı meselelerden biri kul hakkıdır. Kul hakkı denildiğinde yalnızca bir insanın parasını almak veya malına zarar vermek anlaşılmamalıdır.

Hak eden bir insanın önüne geçip hak etmeyeni yerleştirmek; sırf tanıdığı olduğu için birini işe almak; sırf aynı siyasi görüşte olduğu için birini yükseltmek; sırf aynı cemaat veya tarikat çevresinden olduğu için bir başkasını kayırmak; sırf aynı örgütsel ağın içinde bulunduğu için bir kişiyi korumak, adalet terazisinin bozulmasıdır.

Üstelik bunun mağduru yalnızca hakkı elinden alınan kişi değildir. Devletin kendisi de zarar görür. Çünkü liyakatsiz insanın eline verilen makam, milletin ödediği bedelle taşınır.

Kul Hakkını ve Tüyü Bitmemiş Yetim Hakkını Çiğneyen Kadrolaşma Ağları…

Bugün cemaat, tarikat, siyaset, mason ve terör örgütü yapılanmaları üzerinden yürütülen kadrolaşma hareketleri en derin ahlaki ve hukuki yaradır. Bu yapılar, mensuplarının birbirlerini tuttuğu, birbirlerini arkaladığı ve körü körüne destek olduğu kapalı dayanışma ağlarına dönüşmüştür. İşin en acı tarafı; sözde İslami addedilen cemaat, tarikat ve siyasi yapıların dahi, Allahu Teala’nın en çok ikaz ettiği kul hakkı ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı gibi en temel kutsalları hiçe sayarak bu kadrolaşma yarışına girmeleridir. Kul hakkını ve emanet bilincini umursamayan bu anlayış, kamusal adalet zeminini tahrip etmektedir.

3. “BİZİM ADAMIMIZ!” ANLAYIŞI DEVLETİN DÜŞMANIDIR!..

Devlet yönetiminde en tehlikeli cümlelerden biri şudur: “Bizim adamımız.” Kimsenin kimseye “bizim adamımız” olduğu için imtiyaz tanımadığı bir devlet düzeni kurmak zorundayız.

Çünkü “bizim adamımız” anlayışı zamanla şu mantığa dönüşür: “Bizden olana yardım ederiz.” “Bizden olanı koruruz.” “Bizden olanı yükseltiriz.” “Bizden olanın hatasını görmeyiz.” “Bizden olmayanı ise dışarıda bırakırız.”

İşte bu noktada devletin yerine örgütsel dayanışma geçer. Hukukun yerine ilişki ağı geçer. Liyakatın yerine sadakat geçer. Ehliyetin yerine referans geçer. Ve sonunda devletin kurumları yavaş yavaş içten çürümeye başlar.

Kontrolsüz Yapılardan Adalet ve Sadakat Beklenemez. Devlet ve Millete hizmet, şahısların vicdanına bırakılamaz…

Cemaat ve tarikat yapılanmaları denetimden uzak, tamamen şahısların keyfi vicdanına terk edilmiş yapılardır. Bencilce kendi bağlılarını dahi köleleştiren, bireysel iradeyi ve aklı yok sayan bu tür kliklerden adalet beklenebilir mi? Böylesi yapılardan liyakat ve ehliyet beklenebilir mi?

En önemlisi; vatanına, devletine, aziz milletine ve mensubu olduğu yüce İslam dinine samimi bir sadakat beklenebilir mi? Dinimizi, bin yıllık töremizi ve terbiyemizi istismar eden; milletin milli duygularını kendi çıkarlarına alet edip sahte hamaset nutuklarıyla kitleleri aldatan ve yönlendiren odaklardan bu milletin hayrına hiçbir şey beklenemez.

4. CEMAAT, TARİKAT, SİYASET VE DİĞER ÖRGÜTSEL AĞLAR DEVLETİN ÜZERİNE ÇIKAMAZ!..

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir vatandaşın dini inancını yaşaması, cemaat içinde bulunması, tarikata mensup olması veya siyasi görüş sahibi olması onun vatandaşlık hakkıdır. Ancak herhangi bir örgütsel aidiyetin devlet görevine atanmanın asli şartı hâline gelmesi kabul edilemez.

Devletin görevi insanların inancını veya özel hayatını soruşturmak değil; görevi hakkıyla yapıp........

© Dikgazete.com