Devlet, cemaatler ve egemenliğin sınırları… Devlet içinde devlet olmaz!.. Tarikat ve cemaatler nasıl büyüdü?
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
DEVLET, CEMAATLER VE EGEMENLİĞİN SINIRLARI…
DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ…
TARIKAT VE CEMAATLER NASIL BÜYÜDÜ? DEVLET PARALEL YAPILARLA NASIL MÜCADELE ETMELİ?
Alihan Kuriş operasyonu üzerinden eğitim, sosyal ihtiyaç, siyaset ve devlet aklı üzerine bir değerlendirme…
GİRİŞ: MESELE BİR OPERASYONDAN İBARET DEĞİLDİR
Süleymancılar olarak bilinen yapılanmanın lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve ardından Kuriş dahil 32 kişinin tutuklanması, Türkiye’de tarikat ve cemaatler meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Soruşturmanın suç örgütü kurma ve yönetme, suç örgütüne üye olma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet gibi suçlamalar üzerinden yürütüldüğü basına yansıdı. Bu suçlamaların tamamı yargılamanın konusudur; kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmez.
Fakat benim açımdan asıl mesele Alihan Kuriş değildir. Asıl mesele, Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin onlarca yıl içinde nasıl büyüyebildiği, hangi toplumsal ihtiyaçlara cevap verdiği, nasıl ekonomik ve siyasi güç merkezlerine dönüştüğü ve devletin bu yapılar karşısında nasıl bir politika izlemesi gerektiğidir.
Bu meseleyi yalnızca “cemaatlere operasyon yapılıyor” veya “dindarlara operasyon yapılıyor” şeklinde okumak büyük bir yanılgıdır. Devletin görevi insanların inancına müdahale etmek değildir. Devletin görevi, hiçbir örgütlü yapının devlet egemenliğine ortak olmasına izin vermemektir.
Son dönemde Süleymancılar cemaatinin tepe yönetimine yönelik yürütülen adli ve idari süreçler, Türkiye’de tarikat ve cemaat olgusunun devletle olan ilişkisini, büyüme dinamiklerini ve siyasi konumlanışlarını yeniden tartışmaya açtı. "Bu operasyonlar cemaatlere karşı değildir" şeklindeki yumuşatıcı söylemler meselenin özünü ıskalamaktadır. Devlet; egemenliğine ortak kabul etmeyen, gücünün bir kısmının dahi gayriresmî odaklarca devşirilmesine izin vermeyen meşru tek otoritedir. Bir yapının devlete alternatif teşkil etmesi için 15 Temmuz’da görüldüğü gibi fiilî bir kalkışmaya girişmesi gerekmez; devlet, milli birliği ve kurumsal otoritesini aşındıran her türlü yapıya karşı hukuk dairesinde tedbir almakla yükümlüdür.
TARİKATLAR VE CEMAATLER NEDEN BÜYÜDÜ?
Özellikle 1970’lerden itibaren Türkiye’de çeşitli tarikat ve cemaatlerin hızlı biçimde büyüdüğünü görüyoruz. Bu büyümeyi yalnızca dinî motivasyonla açıklamak eksiktir. Bunun arkasında çok güçlü bir sosyal ihtiyaç zemini vardı.
Köylerde yaşayan ailelerin önemli bir bölümü çocuklarının ortaokula ve liseye devam etmesini istiyordu. Ancak okulun kilometrelerce uzakta olduğu, ulaşımın yetersiz kaldığı, yatılı devlet imkânlarının sınırlı olduğu yerlerde ailelerin önünde gerçek bir sorun bulunuyordu: Çocuk nerede kalacak, nasıl okuyacak, kim sahip çıkacaktı?
Benim kendi köyümde ortaokul yaklaşık 4–5 kilometre uzaklıktaydı. Daha zor durumda olan köylerde bu mesafe 8–9 kilometreye çıkabiliyordu. Bugünün ulaşım ve iletişim şartlarıyla geçmişi değerlendirmek kolaydır; fakat o dönemde bu mesafe, özellikle küçük yaştaki çocuklar açısından ciddi bir engeldi.
Cemaatler tam da bu boşlukta büyüdü. Kurslar, öğrenci yurtları, burslar, yardım dernekleri ve pansiyonlar aracılığıyla çocuklara barınma ve eğitim imkânı sundular. Başlangıçta bazı yerlerde çocukların okul eğitimine erişimi bile bu yapıların sağladığı imkânlarla mümkün hale geldi; sonraki yıllarda ise çocukların örgün eğitimlerini sürdürürken cemaatlerin yurt ve kurslarından yararlandığı daha yaygın bir model ortaya çıktı.
İkinci önemli unsur ise halkın dinî eğitim talebiydi. Birçok aile çocuğunun Kur’an-ı Kerim öğrenmesini, temel dinî bilgileri edinmesini istiyordu. O dönemde bugünkü ölçekte yaygınlaşmış imam hatip okulları ve alternatif dinî eğitim imkânları bulunmuyordu. Cemaatler halkın bu talebini doğru okudu ve ona cevap veren bir yapı kurdu.
Buradan çıkarılması gereken stratejik ders açıktır: Devletin bıraktığı boşluğu başka bir örgütlenme doldurur.
Büyümenin Arka Planı: Kamusal Boşluklar ve Toplumsal Talep incelendiğinde; 1970’li yıllardan itibaren cemaat ve tarikat yapılanmalarının hızla kitleselleşmesi tesadüf değildir. Bu büyümenin temelinde iki somut etken yer almaktadır:
Devletin Altyapı ve İmkân Yetersizliği: Özellikle kırsal kesimde ortaokul ve lise düzeyindeki okulların köylere kilometrelerce uzakta olması, taşımalı eğitim ve yurt imkânlarının bulunmayışı, dar gelirli aileleri alternatif arayışına itmiştir. Süleymancılar, "Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri" adı altında açtıkları pansiyon ve yurtlarla bu boşluğu doğrudan doldurmuştur. FETÖ gibi elit ve seçici bir kitle yerine zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin kırsaldaki tüm talepkar çocukları bünyelerine katarak tabanlarını genişletmişlerdir.
Dini Eğitim Talebinin Karşılanamaması: Toplumun çocuklarına Kur’an-ı Kerim ve temel dini bilgileri öğretme arzusuna dönemin resmi kurumlarının yeterli ve yaygın cevap verememesi, bu grupların kendilerini meşru ve zaruri bir adres olarak sunmalarına zemin hazırlamıştır.
SÜLEYMANCILARIN BÜYÜME MODELİ: SADECE ZENGİNLERE DEĞİL, İHTİYACI OLAN HERKESE ULAŞMAK…
Süleymancı yapılanmasının büyümesini değerlendirirken, onu FETÖ’nün insan kaynağı ve sosyal taban oluşturma yöntemiyle birebir aynı görmek doğru değildir. FETÖ’nün özellikle belirli eğitim, ekonomik ve sosyal........
