Görmek ve görebilmek
Dr. Erdem Ulaş yazdı;
Gözle görmek, sadece dış dünyayı algılamaktır. Herkes bakar, ama herkes hakikati “göremez.” Çünkü göz; şekli, rengi, hareketi fark eder ama anlamı çözemez.
Gönül gözü ise bambaşka bir şeydir. O; niyeti görür, gerçeği hisseder, görünmeyeni fark eder. Bir insanın sözünden çok kalbindekini, bir olayın yüzünden çok özünü kavrar.
Bu yüzden asıl mesele şudur:
- Gören gözler mi açık, yoksa anlayan kalpler mi?
Nice insan vardır ki bakar ama fark etmez, dinler ama duymaz, yaşar ama idrak etmez… İşte onlar, gözleri açık olsa da aslında kördür. Yaşadığını zanneden aslında yaşamın içinde kaybolmuştur körlük içinde.
Ve nice insan vardır ki dış gözle göremediğini, kalbiyle hisseder. Hakkı, hakikati, ince anlamları yakalar. İşte onların gönül gözü açıktır.
Sonuçta soru şu noktaya gelir:
- Gerçeği sadece gördüğünle mi ölçüyorsun, yoksa hissettiğin ve anladığınla mı?
Belki de cevap şöyle:
-Gözle gören çoktur, ama gönülle gören azdır.
İnsanın iç dünyası, dış dünyadan çok daha geniştir. Gözle gördüğümüz, kulakla duyduğumuz şeylerin ötesinde; sezgiler, işaretler ve anlamlar katmanı vardır. Bu katman, çoğu zaman “ilham” ve “keşf” olarak adlandırılır. İlham, kalbe doğan bir bilgi kıvılcımıdır; keşf ise perdenin aralanıp, hakikatin bir yönünün görünmesidir. Bunlar Amigdala-Epifiz-Hipofiz köprüsünün onarımı, hazırlanması, frekans ayarı ile mümkündür.
İlahi bilgiye ulaşmak her zaman kitaplarla, sözlerle ya da öğretilerle olmaz. Bazen bir rüya ile gelir. Rüyada görülen bir haberci, sembolik bir dil kullanır. Açıkça konuşmaz; çünkü........
