menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ego ile ruhun karşılaşması

7 0
friday

Dr. Erdem Ulaş yazdı;

Ego ile ruhun karşılaşması

İnsanın psikolojik yaşamında öyle bir an gelir ki; o ana kadar hayatı yönlendiren ego, derin psikolojide Carl Jung’un “Self” olarak adlandırdığı yapı ile karşılaşır.

Ego, kimliğimizi organize eden bilinçli parçamızdır. “Ben” diyen odur. Hikâyemizi, planlarımızı, kararlarımızı ve dünyaya uyumumuzu inşa eder. Hayatın ilk dönemlerinde işlevi gereklidir: Bir kişilik oluşturmamızı, toplumda yer bulmamızı ve varoluşumuzun yapısını sürdürmemizi sağlar.

Ama ego, psişenin bütünü değildir.

Onun altında daha geniş bir alan vardır: Bilinçdışı. Orada semboller, duygular, kişilik tipleri ve bilinçli iradeye bağlı olmayan psikolojik güçler yaşar. Jung’a göre insanın derin gelişimi, egonun psişenin gerçek hükümdarı olmadığını fark etmesiyle başlar.

Bu farkındalık genellikle içsel bir gerilim yaratır. Ego kontrol, güvenlik ve süreklilik ister. Ruh ya da Self ise daha geniş, daha otantik ve çoğu zaman bilinmeyene doğru iter. Bu yüzden bu ikisinin karşılaşması nadiren rahat olur. Çoğu zaman krizler, varoluşsal sorular, yön değişiklikleri ya da iç dünyada daha önce duyulmayan bir çağrının hissedilmesi şeklinde ortaya çıkar.

Bu noktada ‘ego’nun iki seçeneği vardır: Eski düzeni korumaya çalışarak direnmek ya da psişenin daha derin merkeziyle diyalog kurmaya başlamak. Ego, hükmetmek yerine dinlemeyi öğrendiğinde, bireyleşme süreci başlar kişinin daha bütün hâle geldiği yol.

Bu karşılaşma, simgesel olarak simyacılar tarafından zıtlıkların birleşimi olarak anlatılmıştır: Kral ve kraliçe, güneş ve ay, bilinç ve ruh. Jung bu imgeleri, psişenin ayrı parçalarının daha büyük bir bütünlük içinde birleşmeye başladığı içsel kavuşmanın sembolleri olarak yorumladı.

Burada amaç egonun yok olması değildir. Ego, dünyada yaşayabilmek için hâlâ gereklidir. Değişen şey konumudur: Mutlak hâkim olmaktan çıkar, bilinç ile ruh arasında bir aracı hâline gelir.

Bu karşılaşma başladığında, birçok insan tarif etmesi zor bir şey hisseder: Huzursuzlukla içsel bir doğruluğun karışımı. Sanki içlerinde bir şey, yol belirsiz olsa bile, onları gerçekten oldukları şeye yaklaştırdığını bilir.

Ve işte tam bu noktada çekirdek inançlar devreye girer.

Çünkü ego yalnızca kimliğini değil, aynı zamanda çocukluktan beri taşıdığı görünmez inançları da korur.

“Kontrol etmezsem güvende değilim.”

“Bırakırsam kaybederim.”

“Değişirsem değerimi yitiririm.”

Bu inançlar, egonun savunma duvarlarıdır.

Ruhun çağrısı geldiğinde yaşanan o içsel gerilim çoğu zaman aslında bu duvarların sarsılmasıdır.

Ego direnir çünkü tanıdık olanı korumak ister.

Ama ruh genişlemek ister.

Gerçek dönüşüm, egonun yok olmasıyla değil, o eski çekirdek inançların çözülmesiyle başlar.

Çünkü insan en çok şunu fark ettiğinde özgürleşir:

Onu sınırlayan şey dış dünya değil, yıllarca doğru sandığı içsel kabullerdir.

Dr. Erdem Ulaş, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com