menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kambur

21 0
10.08.2026

Edebiyattan kendine acımakla gelip, tasavvufta kendine acımanın insanı kendi nefsinin başucunda fazla oturtmak olduğunu öğrenip, psikolojiyle karşılaşınca bu defa çocukluğunu, annesini, babasını, bağlanma biçimlerini ve hatta yanlış zamanda sustuğu cümleleri önüne dizip, hangisinin gerçekten kendisine ait olduğunu şaşırmış; en sonunda insanın kendine ne acıması ne de kendini durmadan tamir etmesi gerektiğine, bazen yalnızca onurunu dimdik tutup, başına geleni başına gelmiş saymasının yeterli olduğuna kanaat getirmiş ve bütün bunların sonunda sırtından kanat çıkmayacağını nihayet anlayıp, bundan tuhaf bir ferahlık duyan biri olarak yazıyorum.

Bir zamanlar derinleşmenin insanı mutlaka bir yere götürdüğünü sanmış, sonra bazı kuyuların dibinde hakikat değil yalnızca daha fazla kuyu bulunduğunu görmüş; yine de eline fener alıp, aşağı inmeyi bırakamamış, fakat artık her karanlığa anlam yüklememeyi öğrenmiş biri olarak yazıyorum. Çünkü insan bazen bir şeyin hikmetini yıllarca arıyor da hikmeti, o şeyin hiçbir hikmeti olmadığını kabul ettiği gün çıkıp geliyor. Ben biraz da başına gelen her şeyi kutsal bir işaret sanmaktan yorulmuş, fakat tesadüf denen şeyin de yanından hâlâ şüpheyle geçen biri olarak yazıyorum.

Çok susmanın insanı bilgeleştirdiğine inanmış, sonra bazı suskunlukların düpedüz korku, bazılarının terbiye, bazılarının gurur, bazılarınınsa karşısındakine........

© Dikgazete.com