menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Havanda su dövme diplomasisi

19 0
15.03.2026

Havanda su dövme diplomasisiH

Diplomasi dilinin bir özelliği şudur: Gerçekleri çarpıtırken doğrucu Davut görünmek, ahlaksızca çıkar peşinde koşarken alicenap görünmek, zeka barındırmayan laflar ederken zeki görünmek… Zor iş yani, imkansız hatta, çünkü dürüstlükten feragat ettiğinizde zeka firar eder.

Bu zor işi Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yine beceremedi. Zekaca ve ahlakça düşüklüğünü sergilemede ne kadar mahir olduğunu gösteren Almanya Dışişleri Bakanı’yla ortak basın toplantısında yine şunu dedi Hakan Fidan:

“İran’a yapılan, tahrik edilmemiş bu savaş, saldırı ne kadar haksız ve hukuksuzsa, İran’ın tahrik edilmeden diğer bölge ülkelere yaptığı, özellikle Körfez ülkelerine yaptığı saldırı da bir o kadar yanlış.”

Bu cümlenin ilk yarısı (İran’a ABD/İsrail saldırısının tahrik edilmemiş ve haksız hukuksuz olduğu) doğru, ikinci yarısı zırva.

Körfez ülkelerinde ABD üsleri vardı, İran onları vurdu, ABD radarları vardı, onları vurdu. Körfez ülkeleri tahrik edilmemiş ve haksız hukuksuz ABD/İsrail saldırıları için hava sahalarını kullandırıyordu, İran onları vurdu. ABD/İsrail İran’ın altyapısını vurunca İran da saldırganların işbirlikçilerinin altyapılarını vurdu…

Savaşın kaderini, yani İran’ın kaderini belirleyecek hamlelerdi bunlar. Burnunun dibindeki ABD üslerini işler halde bırakabilir miydi İran? Radarları vurarak ABD’nin, İsrail’in, işbirlikçi Körfez ülkelerinin hava savunma sistemlerini kör etti.

Katar’daki radarı yeniden inşa etmek için beş ila sekiz yıl, Bahreyn’deki içinse 12 ila 24 ay gerekiyor. Kaça malolacakları ABD için pek önemli değil belki ama her iki radar için 77,3 kilogram galyum (nadir toprak elementlerinden biri) gerekiyor. Aksi gibi (!) galyumda Çin tekeli var (toplam arzın % 98’i).

Bir de THAAD hava savunma sistemi için elzem olan radarların başına gelenlere bakalım. Dünyada toplam 12 tane varmış bunlardan; beş altısı Ortadoğu’da, dördünün vurulduğu kesin.

Eski BM silah müfettişi ve ABD ordusundan emekli istihbarat subayı Scot Ritter, Türkiye’deki radarların İran’ın füze rampalarıyla ilgili veri sağladığını söylüyor saldırganlara. İran’a saldırının başladığı gün (28 Şubat) Konya’dan kalkan AWACS istihbarat uçaklarının (‘uçan radar’ diyebiliriz) İran yönüne uçtuğu da söylenmişti. (Belki bir dahaki sefer gazeteciler bunları Hakan Fidan’a ya da başka yetkililere sorar.)

Hava savunma sistemleri zaten o kadar matah bir çare değil saldırılar karşısında. Öyle olmadığını konunun uzmanları zaten söylüyordu. Ama Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nda (İsrail’le ABD yine saldırmıştı İran’a) kanıtlandı bu. Çok sayıda füze yağmaya başlayınca savunma sistemi işe yaramaz hale geldi. İsrail ağır darbeler aldı ve Binyamin Netanyahu barış dilencisi oldu, Donald Trump’ı arayıp savaşın durdurulmasını istedi.

Olan yine bu. İran önce eski füzelerini, insansız hava araçlarını gönderdi, hava savunma sistemini çözmek için. Medet umulan hava savunma sistemleri, gelen bir füzeyi düşürmek için en az iki füze göndermek zorunda, bazan üç, dört… Buna füze dayanmaz. Savunma için kullanılan Patriot füzelerinden ayda 50 tane üretebiliyor ABD. Savaşın ilk günü İran 114 füze atmış, demek en az 228 füze harcamış ABD/İsrail.

Konunun uzmanları daha savaş başlamadan çok önce de ABD’nin mühimmat yetiştiremeyeceğini söylüyordu, oraya doğru gidiyoruz. ABD Avrupalı müttefiklerinden Patriot topluyor (Ukrayna’ya gönderdiklerinden geriye ne kaldıysa), Uzak Doğu’daki müttefiklerinden ve üslerinden de. Taşıma mühimmatla savaş döner mi?

Planları (!) İran’da liderleri öldürüp çabuk bir rejim değişikliğini sağlamaktı, olmadı. Yoğun saldırılarla İran’ın füze rampalarını ve stoklarını imha etmekti, o da olmadı. İran’da askeri bir başarıya ulaşılamayacağını kendi ordusu, işbaşına kendi getirdiği Genelkurmay Başkanı Dan Caine söylemişti, ama Trump çetesi kulak asmadı bu uyarıya.

İran’ın füzelerinin çoğu güvende, ülkenin doğusunda yeraltında. ABD asıl olarak Irak hava sahasını kullanıp saldırı düzenliyor, yani İran’ın batısını dövebiliyor asıl, füzelerse doğuda.

Sonuç olarak, sürekli çatışma halini bir varlık koşulu, habitatı haline getiren İsrail bu varoluş halinin kurbanı olacak gibi (“Kılıçla yaşayan kılıçla ölür”), başı büyük belada. Hava savunma sistemi şimdilik tamamen çökmediyse bile fena halde seyreldi. İsrail, “İran daha az füze atıyor artık, çünkü stoklarını ve rampalarını vurduk” diyor ama  gerçek şu: İran artık daha az füzeyle istediği sonucu alabiliyor, çünkü füzeler daha sorunsuz düşüyor, şemsiye delikdeşik.

Üstelik Çin’le Rusya İran’a anlık istihbarat veriyor, galiba savaş başlamadan önce askeri yardım da gönderdiler (birçok kargo uçağı inmiş İran’a bu iki ülkeden), İran Amerikan GPS uygulamasını bırakıp Çin sistemini kurdu, Çin elektronik savaş yardımını da esirgemiyor… İran yalnız da değil yani.

ABD’nin de başı belada, üstelik beladan çıkmak için de çaresiz. Trump’ın bir öyle bir böyle zırvalaması, böbürlenmeleri, höykürmeleri, babalanmaları hep bundan. Bir yandan da Putin’i arayıp arabuluculuk dilenmesi.

ABD’nin 33’üncü başkanı Harry Truman’ın atom bombalarını atmadan önce Japonya’ya ‘kayıtsız şartsız teslimiyet’ şartı koşması gibi Trump da İran’dan ‘kayıtsız şartsız teslimiyet’ beklediğini söylüyor, ama suç ortakları dışında kimseye bir şey dikte edecek durumda ve konumda değil. Bu konumdaki tek ülke İran.

Yetkili ağızlardan defalarca söylediler, İran bitti demeden bitmeyecek bu iş. Yeni önder Mücteba Hamaney de ilk açıklamasında bunları söyledi zaten. İran’ın şartları da belli, sağır sultan bile duydu:

ABD askeri varlığı Ortadoğu’dan çekilecek (zor olmaz bu, zaten perişan oldu), Körfez ülkeleri ABD’ye suç ortaklığından vazgeçecek, ABD yarattığı tahribat ve verdiği zarar için tazminat ödeyecek, İran barışçıl nükleer programını hiçbir engelle karşılaşmadan sürdürecek, ambargolar kalkacak ve tabii ABD/İsrail saldırısının tekrar etmemesi için sağlam garantiler sağlanacak.

Bunlar yerine getirilmedikçe ABD hırpalanmaya devam edecek, İsrail yaşanamaz hale gelecek. Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın istemediği hiçbir gemi (Avrupa’yla, ABD’yle ve müttefikleriyle ilişkili olanlar) geçemeyecek.

Bütün bunlar ortadayken, ABD’ye istihbarat imkanı verirken, Hakan Fidan arabuluculuk için hevesleniyor, İran müzakere etmeyeceğini, dolayısıyla arabuluculuk istemediğini defalarca söylemişken. Buna havanda su dövme diplomasisi denir. İran, ABD’yi de, İsrail’i de pişman etti, pek yakında pes de ettirecek gibi görünüyor. Değişim geliyor, hem Ortadoğu’ya hem dünyaya…

Bu yazıdaki bilgileri çeşitli kaynaklardan derledim. Bu kişilerin bazısını yıllardır tanıyorum, takip ediyorum. Kaynaklarımın bir listesini veriyorum, İngilizce bilenler belki takip etmek ister:

Scott Ritter: Emekli ABD istihbarat subayı, eski BM silah müfettişi.

Prof. John Mearsheimer: Chicago Üniversitesi, uluslararası ilişkilerde gerçekçi akımın en önemli figürü.

Douglas Macgregor: Emekli albay, eski ABD Savunma Bakanlığı danışmanı.

Alastair Crooke: Emekli Britanyalı diplomat.

Lawrence Wilkerson: Emekli albay, eski ABD dışişleri bakanı Colin Powell’ın özel kalem müdürü.

Larry C. Johnson: Eski CIA analisti.

Pepe Escobar: Jeopolitik analisti.

Theodore Postol: Massachusetts Institute of Technology’de nükleer bilimler ve uluslararası güvenlik profesörü.

Elijah Magnier: Ortadoğu uzmanı gazeteci, savaş muhabiri.

Bu insanları şu youtube kanallarında bulabilirsiniz:

https://www.youtube.com/@GDiesen1

https://www.youtube.com/@judgingfreedom

https://www.youtube.com/@dialogueworks01

https://www.youtube.com/@ChrisHedgesChannel

https://www.youtube.com/@DanielDavisDeepDive

https://www.youtube.com/@DannyHaiphongYT


© Diken