Okumuşlardaki sükutun bazı nedenleri
Okumuşlardaki sükutun bazı nedenleriO
Sevgili Şemsa Özar Hoca’nın güzel anısına…
Son yazıya, meslektaşım sevgili Cenk Saraçoğlu’nun çok yararlı yazısından söz ederek başlamak istiyorum. Saraçoğlu, ‘İktidardan Devlete, Siyasal Partiden İdari Merkeze: AKP’nin Bir Anlatısı Kaldı mı?’ başlıklı makalesinde, bugün yalnızca Kürt meselesi ya da süreci değil, herhangi bir konuyu tartışabilmek için gerekli bir çözümleme yordamı öneriyor okura. Bir siyasi parti-hareket ile mi, onun temsilcisi siyasetçilerle mi karşı karşıyayız, yoksa “Biz devletiz” diyen, kendisini böyle tanıtan, kendisi hakkında böyle düşünülmesini isteyen bir imgeyle mi? Verilecek yanıt hayati önemde. Saraçoğlu’nun ifadesiyle: “Bu, basitçe ‘biz artık devlet olduk, topluma da bir şey anlatma zorunluluğu taşımayacak kadar güçlüyüz’ sarhoşluğundan veya iktidarın şehvetine kapılmaktan ibaret değil. Topluma yapılan her işi özel olarak anlatma gereğinin duyulmamasının kendisi anlatıya dönüşmüş durumda: türlü badirelerden geçmiş, her türlü fırtınaya karşı ayakta kalarak rüştünü ispatlamış Erdoğan ve etrafındaki kadronun, dayanıklılığı sayesinde aşama aşama ‘devlet’ haline gelme hikâyesi.” Cenk Saraçoğlu’nun saptaması çok makul görünüyor bana. Bu imgeyi yaratma çabasına her gün tanık oluyoruz. Hemen her ‘karar’ yurttaşa tebliğ ediliyor. Yurttaşı temsil eden vekillere ‘duyuruluyor’, o temsilcilerin örgütlenmesi olan siyasi partilere ‘bildiriliyor’. Onlar birer siyasetçi gibi davranmıyor nicedir, biz ölümlülerin kavrayamayacağı bir devlet aklının gündelik yaşamdaki temsilcileri konumundalar.
Dolayısıyla bugün sorun yalnızca sağlıklı bir kamusal tartışma ortamının yokluğu, ahalinin korkuları, hukuk dışılıkların/ifade özgürlüğü alanının giderek daralmasının neden olduğu tedirginlik değil. Herhangi bir kamusal tartışmayı gereksiz ve değersiz bulan, böyle bir talebi olmayan/olmayacak bir iktidar bloku var. O blok iletişimini toplumla kurmuyor. Kendi aklına hizmet etmediği sürece muhalifi muhatap almıyor; eğer bir muhalif sesini oraya duyurmak istiyorsa yanaşmak, eklemlenmek durumunda. Eklemlendiği ölçüde, Saraçoğlu’nun ifadesiyle artık devlet aklı üzerine söz söyleme ‘imtiyazından’ pay alıyor. Toplumsal taban derdi olan siyasetçilerden değil, ‘devlet gibi davranma tekelini‘ elinde tutan iktidar çevresinden söz ediyoruz.
Saraçoğlu’nun güzel yazısından son bir alıntı: “Bugün iktidarın insanlardan beklediği, her kararına inanarak destek vermeleri değildir. Beklenen, daha temel bir şeyin kabullenilmesidir: ‘Devlet daha iyi bilir; onun karşı karşıya olduğu meseleler sizin siyasal aklınızla kavranmaz; o yüzden devletin çekirdeğinde yer alanlardan her adımının gerekçesini beklemeyin’. Böylece demokratik siyasette geçerli olması beklenen izah yükümlülüğü tersine çevriliyor. İktidarın topluma ‘neden bunu yaptım?’ diye açıklama yapması yerine, toplumdan ‘neden devletin yanında değilsin?’ sorusuna cevap vermesi........
