menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

12 Eylül sonrası üniversite tasfiyesi ve bir 'devlet dairesi' olarak üniversite

76 0
20.03.2026

12 Eylül sonrası üniversite tasfiyesi ve bir 'devlet dairesi' olarak üniversite1

Son yazı Cumhuriyet tarihindeki tasfiyeler üzerineydi, 12 Eylül’e gelmiştik. Oradan devam.

12 Eylül 1980 yalnızca askeri darbenin tarihi değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik-sosyal-siyasal dönüşümün başlangıcı. Bugünden bakıldığında, kuşkusuz sapmalar ve sonu gelmez irili ufaklı karşı-çıkışlar olmakla birlikte, 12 Eylül’ün pek çok alanda başarıya ulaştığını görmek mümkün.

12 Eylül’ün dönüştürdüğü kurumlardan biri üniversite oldu. 12 Eylül’ü takip eden yıllarda yeni bir akademi kuruldu. Bir günde olmadı elbette. Özerk üniversitenin kalıntıları yıllar boyu kurumların sağında solunda kendini gösterdi, kısık da olsa ses çıkardı, çabaladı ve sonunda üniversite ‘kurumu’ büyük ölçüde 12 Eylülcülerin hayal ettiği ‘devlet dairesi’ oldu.

Söz konusu dönüşümde yalnızca darbecilerin ‘darbesi’ değil, dönemin ‘olmazsa olmazı’ piyasacı tercihlerin belirleyici payı büyüktür. Korkut Boratav Hoca, Türkiye iktisat tarihini dönemlere ayırarak anlattığı kitabında 12 Eylül’ü ‘sermayenin karşı saldırısı’ ifadesiyle tanımlar ve saldırılan ‘şer odaklarından’ biri de üniversitedir.

Bugün yararlanacağım kitaplardan biri Taner Timur Hoca’nın ‘Toplumsal Değişme ve Üniversiteler’ (İmge, 2000) başlıklı çalışması. Taner hoca kitabının sonunda 12 Eylül’ün üniversitesine değinir, kısaca dönüşümü anlatır: “12 Eylül’de iktidarı gasp eden ve ülkeye sıkıyönetim sistemini egemen kılan cunta rejimi bir yandan üniversitelerde tarihimizde bulunmayan bir tasfiye başlattı; öte yandan da, çıkardığı bir kanun çerçevesinde yeni bir yükseköğretim sistemi kurdu. 2547 sayılı kanun… üniversite özerkliğine son veriyordu.” (sayfa 340)

Önceki yazıdan hatırlanacağı üzere, özerkliği daraltan bir yasal deneme 1973 yasasıyla denenmiş, ancak AYM’nin iptal kararları ardından anlamını yitirmişti. İşte, darbeden hemen sonra ve anayasanın kabulünden bir yıl önce ‘hızla’ çıkarılan 2547 sayılı YÖK Kanunu, 12 Mart sonrasındaki denemenin tamamlanarak başarıya ulaşmış halidir. Taner Hoca’nın, üniversite özerkliği ve akademik özgürlük arasında kurduğu bağ bir sonraki yazının konusu olacak.

YÖK’ün başına, tanınmış bir isim olan İhsan Doğramacı getirilir. Doğramacı faslını uzatmayacağım, 12 Eylül darbecileriyle büyük bir uyum içinde çalışır ve 1992’ye dek görevinin başında kalır. Üniversitenin dönüşümünde büyük pay sahibidir. Korkut Boratav’ın, ölümü sonrasında Doğramacı hakkında kaleme aldığı yazıyı buraya bırakıyorum.

12 Eylül’ün ardından, Gençay Gürsoy Hoca’nın daha önce andığım otobiyografisindeki (Bir Hayat Üç Dönem, İletişim) ifadesiyle; “YÖK’ün kurulmasından sonra, üniversitenin sol görüşlü öğretim üyelerinden arındırılması hamlesi beklenmiyor değildi ama bunun nasıl gerçekleştirileceği merak konusuydu. En kolay yolu seçtiler ve tasfiyeyi sıkıyönetim, yani orgu eliyle uyguladılar.” (377) Gençay Hoca böylece hem yasal itirazların engellenebildiği hem de tasfiye için bir gerekçe göstermeye ihtiyaç kalmadığı görüşünde.  Ayrıca bu yöntemle YÖK’ün eli de temiz kalmış oluyordu. Sıkıyönetim idaresinin önüne gelen listelerin üniversitelerdeki işbirlikçi öğretim üyeleri tarafından hazırlandığını söylemeye gerek var mı? Türkiye’de pek çok kötülük gibi işbirlikçiliğin de köklü bir tarihi var.

İlk tasfiye 1982’in son günlerinde İstanbul Hukuk’tan başlar… Tarık Zafer Tunaya, Aydın Aybay, Hüseyin Hatemi, Murat Sarıca, Bülent Tanör, Yücel sayman, Rona Serozan, ‘sarı kâğıtların’ ilk ulaştığı hocalar. Başka üniversitelerden atılanlar da var. Mülkiye’ye sıra 1983’te geliyor. Korkut Boratav, Tuncer Bulutay, Alpaslan Işıklı, Rona Aybay, Cevat Geray, Mete Tunçay, Yılmaz Akyüz, Baskın Oran… Kürsümüzden atılan hocalar, Cem Eroğul ve Bahri Savcı. 1961 Anayasası’nın yapıcılarından Bahri Hoca, emekliliğine üç ay kala veda konuşmasını hazırlarken atılmıştır. Bu duruma tahammül edemeyen bir diğer kürsü hocamız Fazıl Sağlam istifa eder.

1402 tasfiyesine üniversiteler toplu bir tepki göstermese de azımsanmayacak sayıda akademisyenin istifa ettiği, tasfiyeye bireysel düzeyde tavır alanların varlığı hatırlatılmalı. İlhan Tekeli tasfiyeyi şu........

© Diken