HUYSUZLUK VE UYUMSUZLUK...
İnsan ilişkilerinin en büyük sınavlarından biri, farklı karakterlerin aynı zeminde buluşabilmesidir. Her insan; ayrı bir dünya, ayrı bir mizaç ve ayrı bir ruh haritası taşır. Bu çeşitlilik aslında hayatın zenginliğidir. Ancak bu zenginlik, doğru yönetilmediğinde; huysuzluk ve uyumsuzluk olarak karşımıza çıkar. İşte o zaman, aynı ortamı paylaşan insanlar için hayat; bir nimet olmaktan çıkıp, bir yük hâline gelir.
Huysuzluk; çoğu zaman dışarıdan görüldüğü gibi basit bir “zor beğenme” meselesi değildir. Derininde; kırılmışlıklar, anlaşılmamışlıklar, bastırılmış öfke ve bazen de hayatın yüküne karşı duyulan sessiz bir isyan vardır. Sürekli itiraz eden, memnuniyetsizlik üreten, en güzel ortamları bile gölgeleyen huysuz tavırlar; aslında iç dünyada çözülmemiş meselelerin dışa vurumudur. Bu nedenle huysuz insanla mücadele etmek, çoğu zaman onunla tartışmakla değil; onu anlamaya çalışmakla başlar. Fakat, anlamak; her davranışı kabul etmek anlamına da gelmez.
Uyumsuzluk ise sadece bireysel bir sorun değil; aynı zamanda sosyal bir kırılmadır. Bir insanın bulunduğu ortama, aileye, işine, topluma ayak uyduramaması; hem kendisini hem çevresini yorar. Uyum; kişinin kendini inkâr etmesi, farklılıkları yok sayması değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilme olgunluğudur. Ancak uyumsuz kişi; ya kendi doğrularını kutsallaştırır ya da başkalarının varlığını tehdit olarak algılar. Bu da onu........
