“Yerli ve Milli”nin Ayrımı ile İronisi: KAAN’dan Akkuyu’ya Dışa Bağımlılığın Anatomisi
Ulusal bağımsızlık ve egemenlik kavramlarını merkeze alarak yurttaşlarda aidiyet duygusunu harekete geçiren “yerli ve millilik” söylemi, Türkiye siyasetinde popülist meşruiyet üretiminin başat araçlarından biri haline gelmiştir. “Yerlilik”, bir ürünün üretim yeri ve emek süreçleriyle ilişkiliyken “millilik”, fikri ve sınai mülkiyet haklarının kime ait olduğunu belirler.
Ancak bu iki kavramın birlikte kullanımı, dış sermaye ve teknolojiye dayalı üretim biçimlerini dahi “ulusal” gösterebilen bir ideolojik örtü işlevi görür. Bu şekilde ekonomik bağımlılık ilişkileri görünmez kılınırken, siyasal iktidar hem ulusal gururu hem de egemenlik söylemini tahkim eden hegemonik bir dil kurar. Oysa Japon otomobillerinin Türkiye’deki montaj fabrikaları, insan kaynağı ve lojistik açısından “yerli” sayılabilse de karar mekanizmaları ve sermaye yapısı itibarıyla “milli” değildir. Bu durum, “yerli ve milli” söyleminin üretim ilişkilerindeki asimetrileri perdeleyerek bağımlılığı meşrulaştıran bir siyasal ekonomi stratejisine dönüştüğünü gösterir.
Yerli ve milli kavramlarının birlikte kullanılmasıyla oluşturulan bulanıklık ise dışa bağımlı ekonomik ilişkilerin üzerini örter. David Harvey’in deyimiyle neoliberalizmin otoriter formlarla birleştiği kapitalist düzenin ideolojik taşıyıcısına[1] dönüşen bu söylem, Türkiye’de egemenlik iddiası üzerinden dışa bağımlılığı derinleştirerek birbirini besleyen küresel ve ulusal ölçeklerde otoriter kapitalizmin sürekliliğini sağlamaktadır.
Bu tartışmanın Türkiye siyasetindeki en belirgin yansıması, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının “yerli ve milli” söylemini siyasal meşruiyetin kurucu unsurlarından biri haline getirmesinde görülmektedir. Dışa bağımlılığı azaltma iddiasıyla meşrulaştırılan söylem, kalkınma vizyonu olarak sunulsa da gerçekte otoriter kapitalizmin toplumsal rızası için ideolojik araç olmaktadır. Makalede bu tartışma, savunma sanayindeki KAAN projesi ile enerji projesi olarak bilinen Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) üzerinden yürütülmektedir.
Kaan Vakası
Türkiye’deki siyasal iktidarlar arasında “yerli ve milli” söylemini en yoğun biçimde kullanan, yalnızca uzun iktidar süresiyle açıklanamayacak şekilde, ilk döneminden itibaren AKP’dir. Özellikle savunma sanayinin egemenlik iddiasının çekirdeğini oluşturması bakımından yüksek maliyetli projeler, AKP tarafından stratejik özerklik ve dışa bağımlılığı azaltma vaadiyle hayata geçirilmiştir.
İç politikayı tahkim eden bu projeler ideolojik meşruiyet sağlayarak siyasal iktidara süreklilik kazandırmış olmakla birlikte bu projelerin gerçek niteliğinin ortaya çıkması, hedeflenen “güç” imajının yitirilmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın KAAN motorunun ABD menşeli olduğunu açıklaması projenin “yerli ve milli” etiketini düşürmüş, motorun Türkiye’de kullanımına izin verilmemesine bağlı olarak işlevsiz kalması da ABD ile sanıldığı gibi müttefiklik değil bağımlılık ilişkisinin kurulduğunu daha görünür kılmıştır. Benzer bir bağımlılık ilişkisi ülkenin en büyük enerji projesi olan Akkuyu NGS üzerinden ABD ile Rusya arasındaki güç ve paylaşım savaşını deşifre ederek daha yapısal ve derin bir analize imkan verir.
“Yerli ve Millilik”: Otoriter Kapitalizmin İdeolojik Çimentosu
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ekonomik, teknolojik ve sosyal dönüşümleri 23 yıllık iktidarı boyunca gerçekleştirememiş olan AKP ülkeyi derin bir ekonomik ve toplumsal krize sürüklerken Akkuyu NGS tüm bu sürece eşlik etmiştir. AKP iktidarı tarafından devletin ekonomik aktör kılınmasıyla tüm yasal engellerin kaldırılıp teşviklerle........
