Çoklu Krizler Çağına Hazır mısınız?
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Çoklu Krizler Çağına Hazır mısınız?
Son yıllarda dünya, birbirini tetikleyen ve çoğu zaman eşzamanlı olarak ortaya çıkan şokların belirlediği bir “çoklu krizler çağı”na girdi. Bu çağ, yalnızca ekonomik dalgalanmaların değil, jeopolitik gerilimlerin, enerji arz şoklarının, iklim krizinin, tedarik zinciri kırılmalarının ve finansal istikrarsızlıkların iç içe geçtiği bir dönemi ifade ediyor. Bu krizler birbirinden bağımsız değil, aksine birbirini besleyen ve çoğaltan bir yapı arz ediyor.
Pandemi sonrası dönemde ortaya çıkan arz şokları, çoklu krizler çağının ilk büyük kırılmasını oluştururken, küresel üretim ağlarının Çin merkezli yoğunlaşması, COVID-19 sürecinde ciddi darboğazlara yol açtı ve buna bağlı olarak yarı iletken krizinden konteyner taşımacılığına kadar geniş bir alanda maliyet artışları gözlemlendi. Bu süreç, dünya genelinde enflasyonist baskıları tetikledi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde fiyat istikrarını kırılgan hale getirdi. Ancak bu kırılganlık 2022 sonrasında enerji piyasalarında yaşanan gelişmelerle daha da derinleşti.
Savaşlar, Petrol ve Enerji
Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan enerji şoku, küresel ekonomide yeni bir dönemin kapısını aralarken, 2026 yılında İran merkezli jeopolitik krizle birlikte bu şok çok daha karmaşık ve derin bir boyut kazandı. İran krizi, enerji piyasaları açısından yalnızca bir arz kesintisi riski değil, aynı zamanda küresel enerji ticaretinin kalbi olan Hürmüz Boğazı’nın güvenliği üzerinden sistemik bir tehdit yaratıyor. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar geçitte yaşanan aksamalar, enerji fiyatlarını hızla yukarı çekebiliyor. Nitekim son gelişmeler petrol fiyatlarının kısa sürede sert yükselişler gösterebildiğini ortaya koydu. Bunların sonucunda Brent petrolün 100 doların üzerine çıkarak ciddi artışlar göstermesi, piyasalardaki risk algısının ne denli yüksek olduğunun bir kanıtı.
Daha da önemlisi, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali, petrol fiyatlarının 150 hatta 200 dolar seviyelerine kadar çıkabileceğine yönelik beklentileri güçlendirdi. Kuşkusuz bu tür bir senaryo, yalnızca enerji maliyetlerini değil, aynı zamanda küresel enflasyon dinamiklerini köklü bir şekilde değiştirebilecek niteliktedir. Zira enerji, modern ekonomide neredeyse tüm üretim süreçlerinin temel girdilerinden birini oluşturuyor. Taşımacılıktan tarıma, sanayiden hizmet sektörüne kadar geniş bir alanda maliyetlerin temel bir belirleyicisi niteliğinde…
İran kriziyle birlikte ortaya çıkan enerji şoku, talep yönlü enflasyon dinamiklerinden farklı olarak arz yönlü bir enflasyon baskısı yaratıyor. Bu durum, merkez bankalarının politika araçlarını sınırlayan bir özellik taşımaktadır. Nitekim ABD’de dahi enflasyonun yeniden yükselişe geçmesi beklenirken, para politikasının bu tür arz şoklarına karşı sınırlı etkiye sahip olduğu biliniyor. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın da ifade ettiği üzere, İran kaynaklı enerji şokları, enflasyon üzerinde “doğrudan ve önemli” bir yukarı yönlü baskı yaratıyor ve bu yüzden enflasyonun beklenenden daha........
