Bir İhtimal Daha Vardı, Felaket Oldu: Vesikalı Yârim (1968)
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Bir İhtimal Daha Vardı, Felaket Oldu: Vesikalı Yârim (1968)
Yönetmen Wong Kar-Wai, “Aşk bir zamanlama meselesidir. Doğru insanla çok erken ya da çok geç karşılaşmak fayda etmez.” demiş bir söyleşisinde. Bu söz edebiyattan sinemaya, sanatın tüm disiplinlerinde kavuşamayan âşıkların isyanını dile getiren bir pankart olsa, o pankarta yazılacak ilk söz olabilirmiş gibi gelir bana hep.
Destansı epik hikayelerde, romanlarda, şarkı ve türkülerde, filmlerde izlediğimiz, dinlediğimiz, okuduğumuz ve kalpte sızı bırakıp unutamadığımız eserlerde genelde aralarına çözülemez sorunlar giren, çoğu zaman da yanlış zamanda karşılaşıp birbirine âşık olan insanların hikâyeleri vardır.
İnsan çoğu zaman kendisinin yarısı olanı arar, ama bazen de Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde de söylendiği gibi, ne aradığını bilmez, çünkü ne aradığını bilirse onu arayamaz. Ayrıca kavuşulursa meşk olur, kavuşulamazsa aşk olur klişesinden hareketle, imkansız ya da önü engellerle dolu, Kaf Dağı’nın arkasında görünen mutlulukların, (aslında sonu mutsuzluk olacağı bilindiğinden bir nevi paradoks da içeren acı çekmeden zevk alınma durumu) bize daha cazip geldiğini düşünüyorum.
Biraz da, bir toplu taşıma aracına bindiğimizde sadece tek koltuk varken hemen o boş koltuğa koşmamız ve tamamen boş koltukların olduğu bir taşıta bindiğimizde içinde hangisinin en doğru, en rahat edeceğimiz koltuk olduğunu bilemeyip kararsız kaldığımız anlar arasındaki fark gibi.
Yanlış zamanda rastlanan doğru insanları, doğru zamanda rastlanan yanlış insanları ya da Tarkan’ın Kış Güneşi’nde dediği gibi, hem yanlış zaman hem de yanlış insanları, imkansız aşkları içeren filmlerin de zaman geçtikçe evrimleştiğini; imkansızın tanımının her dönemde yeniden yapıldığını görmek de mümkün.
Maddi durum, aile statüleri, dil ve/veya din farklılıkları gibi engeller yerini zaman içinde insanların kadına, aşka, ilişkilere bakışının değişmesiyle yaş farklılıkları, çiftten birinin ya da bazen ikisinin de hayatında bir başkasının olmasına rağmen birbirlerine âşık olmaları, LGBT QIA bireylerin aşkları karşısındaki engellere bıraktı. Bir sonraki adım olarak da insanın AI cihazlara, yapay zekâya karşı beslediği sanal aşkın imkânsızlığı üzerine filmlerin sayısının artmasını bekliyorum. (ki Her (2013) ve Ex Machina (2014) gibi halihazırda kaliteli örnekler mevcut.)
Kavuşulamayan imkânsız aşklar denince de akla buraya sığmayacak kadar çok örnek geliyor. Harold and Maude (1971), Casablanca (1942), Brief Encounter (1945), Roman Holiday (1953), In the Mood for Love (2000), Titanic (1997) gibi şimdiden ölümsüz efsane statüsündeki filmlere ek, modern dönem örnekleri olan Portrait of a Lady on Fire (2019), Duvara Karşı (2004), Call me by Your Name (2017), And then We Danced (2019), The Lobster (2015) filmleri göz önüne alındığında sinemada âşıkların kavuşamamasının önündeki engel algısının değişmesi tezimi savunur yönde örnekler olduğu görülebilir.
Biraz da bizim sinemamızdan örnek vermek gerekirse (ki Yeşilçam dönemi sinemalarda “ağlatmazsa para yok” algısının hakim olduğunu düşünürsek, çoğunluğunda genelde mutlu son ve kavuşmaların yaşandığı örnekler olmasına rağmen yine de çileli ve engeller aşmalı aşk hikayeleri saymakla bitmez) ben biraz daha izlemekten keyif aldığım örnekleri sıralamak isterim: Masumiyet (1997) ve Kader (2006) ikilisi, İklimler (2006), İncir Reçeli (2011), Sevmek Zamanı (1965), Kırık Bir Aşk Hikayesi (1981) ve Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) ilk aklıma gelen ve en sevdiğim örnekler. Ama o kadar çok film var ki bu konu başlığı altında, bu yazının tamamını kaplayacak kadar örnek vermek yerine asıl bahsetmek istediğim filme geçmek istiyorum.
Vesikalı Yârim (1968), Göç Üçlemesi olarak da bilinen Gelin (1973), Düğün (1973), Diyet (1974) filmlerinin yönetmeni Lütfi Ömer Akad’ın bu üçlemeden önce çektiği daha erken dönem........
