Türkiye-AB İlişki Durumu: Komplike
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Türkiye-AB İlişki Durumu: Komplike
Türkiye-AB ilişkileri son haftalarda bir kez daha tanıdık bir döngüyü hatırlattı: Temkinli iyimserlik, ardından ani bir kırılma ve yeniden belirsizlik. Şubat ayında Marta Kos’un Türkiye ziyaretiyle oluşan görece olumlu atmosfer ve Mart ayında “Made in Europe” tartışmaları kapsamında Türkiye’nin de tasarıya dahil edilmesi, özellikle ekonomik ve ticari boyutta kademeli bir yeniden angajmanın işaretlerini veriyordu. Bu gelişmeler, uzun süredir donuk seyreden ilişkilerde küçük ama anlamlı bir hareketlenmeye işaret ediyordu.
Ancak bu olumlu hava, beklenenden çok daha kısa ömürlü oldu.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Alman Die Zeit gazetesinin Hamburg’da düzenlenen 80. yıl etkinliğinde Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte anarak AB’nin genişleyememesi durumunda bu ülkelerin etki alanına girebileceği uyarısı yapması, Ankara’da ve Türk kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yarattı.
Açıklamanın tonu ve içeriği yoğun biçimde tartışılırken, yaşanan bu mini kriz diplomatik bir gaf ya da yanlış anlaşılmanın ötesinde değerlendirildi. Avrupa Komisyonu’nun hemen sonrasında yaptığı düzeltme ise durumu netleştirmekten ziyade yeni soru işaretleri doğurdu. Açıklamada Ankara “kilit bir ortak”, “NATO müttefiki” ve “AB adayı” olarak tanımlandı ancak araya sıkıştırılan Batı Balkanlar boyutu, Türkiye’nin yine bir ortaktan ziyade bir rakip olarak görüldüğüne işaret ediyor.
Türkiye’nin bu süreçte üst perdeden resmi bir tepki vermekten imtina etmesi, krizin daha fazla büyümeden kontrol altına alınmak istendiğini gösterdi. Sonunda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Londra’da Chatham House çatısı altında yaptığı değerlendirmede, von der Leyen’in açıklamalarını “talihsiz” olarak nitelendirmesi ve “gerekli iletişim kanalları işletildi, süreci kendi içinde düzelttik” ifadesini kullanması, bu mini krizin kontrollü şekilde kapatılmasını sağladı.
Bu noktada dikkat çekici olan bir başka unsur, AB içinden gelen dengeleyici reflekslerdi. Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor ve eski Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in daha itidalli ve yapıcı açıklamaları, Brüksel’de tek sesli bir yaklaşım olmadığını bir kez daha gösterdi. AB’nin kurumsal çok katmanlı yapısı dolayısıyla farklı kurum ve aktörler çoğu zaman aynı siyasi frekansta hareket etmiyor.
Aynı günlerde Genişleme Komiseri Marta Kos’un Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi’nde (AFET) yaptığı konuşma ise daha dengeli bir çerçeve sundu. Kos, Türkiye ile ikili ilişkilerde ilerleme alanlarını, Türkiye’nin ticaret ve güvenlik açısından AB için vazgeçilmezliğini, ancak özellikle Kıbrıs meselesinde Ankara’nın da adım atması gerekliliğini vurguladı. Bu yaklaşım, AB’nin Türkiye politikasında giderek daha belirgin hale gelen “şartlı angajman” anlayışını yansıtıyordu: İş birliği alanları açık tutulurken, siyasi başlıklarda ilerleme beklentisi korunuyor. Kıbrıs ise bu şartlılığın en belirgin başlığı olmaya devam ediyor.
Siyasi Kırılganlık ve Sembolik Gerilimler
Ancak haftanın devamındaki gelişmeler, bu kırılgan dengenin ne kadar........
