Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!
1 Mayıs’tı. Çevrem rengârenk afişler, çiçekler, bayraklarla doluydu. En çok kızıl bayraklar. Kiminde orak çekiç, kiminde “Kahrolsun emperyalizm”. Yumruklar havada yürüyorduk. İnanması zor: Çevrede barikat, toma, polis, asker, jandarma yok!
Tanrı’m, yoksa rüyada mıyım? Hayır, Endülüs’te Cordoba’dayım. Eski Roma köprüsünde yürüyorum.
Başa sardım: Hukuk dışılık, zulüm, CHP’yi ortadan kaldırma çabaları arasında boğuluyordum. Nefes alabilmek, ruhumu dinlendirmek için haritayla değil, kalbimle bir yolculuk yapmalıydım. En son 20 yaşımda gittiğim Endülüs yolculuğu karşıma çıktı. 60 yıl sonra ayak izlerimi bulabilir miydim?
Sınıf arkadaşım Sumru Noyan’ı kaptığım gibi gidiyoruz dedim. Tek endişem vardı: 14 kişilik bir grup yolculuğuydu ve kimseyi tanımıyordum. Bu iş nasıl olacaktı?
ENDÜLÜS-HAYATIN COŞKUSU
Tam yola çıkarken rehberimizin, müzik eleştirmeni, yazar, Andante dergisinin dinamosu kültür insanı Serhan Bali olduğunu öğrendim. Endişe dindi.
Endülüs, gülümseyen coğrafyası, medeniyetleri buluşturan kültürüyle, kanlı tarihinden, iç savaşlardan, diktatörlükten sonra barışmayı başaran, edebiyatçıları, sanatçılarıyla güçlenen büyülü bir yöre.
Málaga: İlk durak, liman kenti. Denize ve hayata açılan bir liman. Picasso’nun doğduğu yer. Picasso Müzesi muhteşem. Diktatörlük bitince dönmüştü ülkesine. Doğa çıldırmış; hiç bilmediğim ağaçlar, bitkiler... Picasso’yla aynı bankta oturup Lorca’yla aynı barda sohbet... Ve gün bitti.
Daha ilk andan grupla........
