menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

60 0
wednesday

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

(Gazi M. Kemal Paşa, 19 Haziran 1926)

15 Haziran 1926’da ortaya çıkan Atatürk’e yönelik İzmir Suikast Girişimi’nin üstünden tam 100 yıl geçti. Türk Bağımsızlık Savası’nın lideri ve başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu önderi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), cumhuriyet daha 3 yaşını doldurmadan bir suikastla ortadan kaldırılmak istenmişti. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmaya yönelik İzmir Suikastı Girişimi aslında Cumhuriyet’e yönelik bir suikast girişimiydi.  15 Haziran 1926’da açığa çıkan suikastın sonuçsuz kalması ve sonrasında İstiklal Mahkemelerinde devrim karşıtlarının etkisiz hale getirilmesi ise sadece Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün değil, onunla birlikte Cumhuriyet’in de yaşamasını ve Türk Devrimi’nin devam etmesini sağlayacaktı. 

İZMİR SUİKASTI ÖNCESİNDE SİYASAL DURUM

1923’te cumhuriyet ilan edilmiş, 1924’te halifelik kaldırılmış, handen sürgün edilmiş, şeriat bakanlığı kaldırılmış, şeriat mahkemeleri ve medreseler kapatılmış, eğitim öğretim birleştirilmişti. 1925’te tekke, zaviye, türbe ve tarikatlar kapatılmıştı. Şapka Kanunu çıkarılmıştı. 1926’da Türk Medeni Kanunu kabul edilmişti. Atatürk’ün, Cumhuriyeti laikleştiren devrimlerinin art arda gelmesi, eski düzenden yana saltanatçıları, hilafetçileri, gericileri, bölücüleri ve dönemin muhaliflerini rahatsız etti. Bu rahatsızlığın ilk belirtisi olarak 1924 yılının sonunda, Kazım (Karabekir), Rauf (Orbay), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy) ve Dr. Adnan (Adıvar) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. 1925 yılında ise Cumhuriyet karşıtı gerici ve bölücü Şeyh Sait İsyanı çıktı. İsyanı bastırıldı. İsyancılar, İstiklal Mahkemelerinde yargılayıp cezalandırıldı. Kanuna eklenen bir maddeyle “Dinin siyasete alet edilmesi vatana ihanet suçu” sayıldı. Dini siyasete alet ederek isyanın çıkmasında etkili olduğu düşünülen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. 

İşte İzmir Suikastı böyle bir siyasal ortamda gerçekleştirilmek istendi. 

İZMİR SUİKASTİNİN AÇIĞA ÇIKMASI ve TUTUKLAMALAR

Mayıs 1926’da önce Başbakan İsmet (İnönü), Meclisin tatil olmasından yararlanarak bir yurt gezisine çıktı. Sonra da Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir’de tamamlanacak bir yurt gezisine çıktı. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün İzmir’den önceki son durağı Balıkesir’di. 13 Haziran’da Balıkesir’e geçen Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)17 Haziran’da İzmir’de olacaktı.  

Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), 14 Haziran’da Balıkesir’den İzmir’e hareket edecekken İzmir Valisi Kazım (Dirik), İzmir’de kendisine bir suikast düzenleneceğini haber aldıklarını bildirdi. Kazım (Dirik) aynı haberi Ankara’ya dönen Başbakan İsmet (İnönü)’ye de bildirdi. 

15 Haziran 1926’da Giritli Şevki adlı bir motorcu, İzmir’de Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e suikast yapılacağını İzmir Valisi Kazım (Dirik)’e ihbar etmişti. Suikast planına göre Mustafa Kemal (Atatürk) otomobille İzmir’de Kemeraltı’ndan geçerken suikast gerçekleştirilecekti. Plana göre suikastçıları motoruyla Sakız Adası’na kaçıracak olan Giritli Şevki, suikastçılardan Sarı Edip Efe ile Manisa Milletvekili Abidin’in ortadan kaybolmasından şüphelenerek suikastı ihbar etmişti. Bunun üzerine harekete geçen İzmir Polisi, eski Rize Milletvekili Ziya Hurşit, Rizeli Laz İsmail, Batumlu Gürcü Yusuf ve İstanbullu Çopur Hilmi adlı suikastçıları İzmir’de silahlarıyla birlikte yakaladı. 

Suikastın ortaya çıkmasıyla birlikte Ankara İstiklal Mahkemesi hemen harekete geçti. Başbakan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’nin hemen İzmir’e gitmesini istedi. Ali (Çetinkaya) başkanlığındaki İstiklal Mahkemesi, özel bir trenle İzmir’e hareket etti. Ancak mahkeme Ankara’dan ayrılmadan önce, İzmir’de yakalanan sanıkların ilk ifadeleri (özellikle Ziya Hurşit’in itirafları) olayın, kısa süre önce kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) ile bağlantılı olabileceğini düşündürdüğünden TpCF’li milletvekillerini tutuklamaya başladı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları vardı, ancak Cumhurbaşkanına yönelik bir suikast girişimine “suçüstü” yapılması nedeniyle dokunulmazlıklar bir işe yaramayacaktı. Tutuklanan eski TpCF’liler arasında Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) da vardı. 

Kazım Karabekir Paşa’nın tutuklandığını duyan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’ne haber vermeden Polis Müdürüne emir vererek Karabekir’i serbest bıraktırdı. Bunun üzerine İstiklal Mahkemesi, Kazım Karabekir Paşa’yı yeniden tutukladı. Ayrıca mahkeme, kararına karşı gelen Başbakan İsmet (İnönü)’yü de tutuklamak istedi. Ancak İsmet İnönü, çok sonradan yayımlanan Hatıralarında bu iddianın doğru olmadığı belirtecekti. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İsmet (İnönü)’yü İstiklal Mahkemesi üyeleri ile görüşmesi için İzmir’e çağırdı. İzmir’e gelip mahkeme üyeleriyle görüşen ve soruşturmalar hakkında bilgi alan İsmet (İnönü), tutuklamaları uygun buldu. (Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009, s. 341)

Eski TpCF’liler yanında eski İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden bazıları da soruşturma kapsamına alınıp tutuklanacaktı.

CUMHURİYET SONSUZA KADAR YAŞAYACAK

16 Haziran 1926’da İzmir’e gelen gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Yerel ve ulusal basında Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e saygı, sevgi ve bağlılık bildiren yazılar yayımlandı. Her taraf bayraklarla süslendi. Belediyenin kurduğu bir tak üzerinde şöyle yazıyordu: “İzmir Seninle Beraberdir Büyük Gazi”. Gece deniz tekneler, gemiler ve halk Gazi’yi selamladı. Naim Palas otelinin önünde toplanan İzmirliler Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e bağlılık gösterisinde bulundular. Otelin önüne çıkıp halkı selamlayan Gazi, “Ben ölürsem bile soylu ulusumuzun beraber yürümekte olduğumuz yoldan ayrılmayacağına inancım vardır. Bu nedenle gönül rahatlığı içindeyim. Düşmanlarımız........

© Cumhuriyet