menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anaysa böyle laikleştirildi

63 0
08.04.2026

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…” 

98 yıl önce bugünlerde 5-10 Nisan 1928 tarihleri arasında TBMM, anayasayı (Teşkilatı Esasiye Kanununu) laikleştirdi. 98 yıl önce, 5 Nisan 1928’de anayasayı laikleştiren yasa önerisi TBMM’ye sunulmuştu. 98 yıl sonra, 5 Nisan 2026’da ise Üsküdar’da bir grup, hilafet çağrısı yaparak yürüdü. Gerçek şu ki, Siyasal İslamcı AKP’nin elinde Laik Cumhuriyet her geçen gün biraz daha kan kaybediyor.

Dönemin sosyo-kültürel yapısı gereği 1923’te cumhuriyet ilan edildiğinde henüz “laik” değildi. Atatürk, Cumhuriyeti -kendi ifadesiyle- aşama stratejisiyle gerçekleştirdiği sıralı devrimlerle ve anayasayı değiştirerek adım adım laikleştirecekti.

Cumhuriyet’in laikleşme süreci 3 Mart 1924 Devrim Yasaları (Halifeliğin Kaldırılması, Şeriat ve Vakıflar Bakanlıklarının kapatılması ve Eğitim Öğretimin Birleştirilmesi ile Medreselerin Kapatılması) ile başladı ve devam etti. 1925’de dini mahkemeler kapatıldı. Çağdaş hukuku uygulayacak hukukçular yetiştirmek için Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Şapka kanunu kabul edildi. Tekke, zaviye, türbe ve tarikatlar kapatıldı. 1926’da Medeni Kanun başta olmak üzere çağdaş kanunlar alındı. 1928’de Arap harfleri yerine yeni Türk harfleri kabul edildi. Bu devrimlerden sonra sıra anayasayı laikleştirmeye geldi.

LAİK ANAYASA HAZIRLIĞI 

1924 Anayasası’nın “Devletin resmi dini İslam’dır” diyen 2. maddesi; “Dine ilişkin hükümlerin yerine getirilmesi… Büyük Millet Meclisi’ne aittir,” diyen 26. maddesi; “Vallahi” diye biten milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı yemininin yer aldığı 16. ve 38. maddesi laikliğe aykırıydı.

TBMM’nin 1926 yılında kabul ettiği Türk Medeni Kanunu’nda “Her yetişkin dinini seçmekte serbesttir,” denmesine karşın Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda (1924 Anayasası’nda) yukarıdaki maddeler varlığını korumaya devam ediyordu.

Bu nedenledir ki Atatürk, 15- 20 Ekim 1927’de CHP Büyük Kongresi’nde okuduğu Nutuk’ta, laikliğe aykırı maddelerin anayasadan çıkarılmasını istedi.

Atatürk Nutuk’ta, “Cumhuriyetin ilanından sonra yeni Anayasa (1924 Anayasası) yapılırken ‘laik hükümet’ deyiminden ‘dinsizlik’ anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için yasanın ikinci maddesini anlamsız kılan bir terimin (“Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir” ifadesinin) konulmasına göz yumulmuştur,” diyerek 1924 Anayasası’nın 2. ve 26. maddelerinde “gereksiz görünen” ve “Yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan bu terimlerin, devrim ve Cumhuriyet’in o zaman için sakınca görmediği tavizler” olduğunu belirtmiş ve “Millet, anayasamızdan bu fazlalıkları ilk uygun zamanda kaldırmalıdır” demiştir.(1)

Anayasadaki “bu fazlalıkların anayasadan çıkarılacağı ilk uygun zaman” 1928 yılının Nisan ayında geldi.

ANAYASANIN LAİKLEŞTİRİLMESİ 

5 Nisan 1928’de Başbakan İsmet (İnönü) ve 120 arkadaşının hazırladığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı “laikleştiren” yasa önerisi Meclis Başkanlığı tarafından Anayasa Komisyonu’na gönderildi. Öneri, 1924 Anayasası’nın 2, 16, 26 ve 38. maddelerinin değiştirilmesini amaçlıyordu.

Yasa önerisinin gerekçesine göre ulusal egemenliğe dayanan en gelişmiş devlet şeklinin, “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı”, çağdaş kanunların benimsendiği, “Laik ve Demokratik Cumhuriyeti” zorunlu kılması; “dinlerin, devleti idare edenlerle edeceklerin elinde araç olmaktan kurtarılması” ve bunun için de “dinin, Allah ile kul arasında bir ilişki durumuna getirilmesi” gibi temel gerekçelerle........

© Cumhuriyet