Haysiyet cellatlığına son verilmeli - Enis Tütüncü
Bir hukuk devletinin kalitesi, yalnızca suçluları cezalandırma gücüyle değil, suçlanan insanın haklarını ne ölçüde koruyabildiğiyle anlaşılır. Çünkü medeni bir toplumun en büyük sınavı, hakkında övgüler düzülen insanlara değil, zan altında bulunanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar. İnsan, bir soruşturmanın konusu hâline geldiği anda ne insanlığını ne de haysiyetini yitirir. Bu nedenle adaletin ilk şartı, suç isnadı ile suçluluğu birbirine karıştırmamaktır.
Ne yazık ki son yıllarda bunun aksi yönündeki örneklere daha sık tanık oluyoruz. Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan kişiler, kimi zaman kamuoyu önünde suçlu ilan ediliyor; soruşturma aşamasındaki bilgiler dolaşıma sokuluyor ve insanlar mahkeme salonundan önce sosyal medyada, televizyon ekranlarında ya da gazete manşetlerinde yargılanıyor. Oysa hukuk devletinde hükmü veren kanaatler değil, mahkemelerdir.
Masumiyet karinesi, yalnız hukuk fakültelerinde öğretilen teorik bir ilke değildir. O, devlet gücü karşısında bireyi koruyan medeniyet çizgisidir. Bir insanın suçlu sayılabilmesi için bağımsız ve tarafsız bir yargı makamının karar vermesi gerekir. Bu ilkeye duyulan saygı azaldıkça, adalet duygusu da zayıflar. Çünkü peşin hükmün........
